
Göçmenlerin suç istatistiklerindeki oranı değerlendirilirken yaş, cinsiyet, gelir, eğitim ve yaşanılan bölge gibi değişkenler dikkate alınmalıdır.
Göç, Avrupa’da son yılların en tartışmalı siyasi ve toplumsal konularından biri. Özellikle göçmenlerin suç oranlarını artırdığı iddiası, kamuoyunda sık sık gündeme geliyor (https://www.dw.com/tr/almanyada-ger%C3%A7ekten-yabanc%C4%B1lar-daha-m%C4%B1-%C3%A7ok-su%C3%A7-i%C5%9Fliyor/a-79657016). Bazıları göçmenlerin suç istatistiklerinde daha fazla temsil edildiğini belirterek göçü bir güvenlik sorunu olarak değerlendirirken, bazıları da bu iddiaların önyargılardan kaynaklandığını savunuyor. Göç ile suç arasında gerçekten bir ilişki var mı?
Dikkat edilmesi gereken önemli bir prensip var: İki değişken arasında istatistiksel bir ilişki bulunması, birinin diğerine neden olduğu anlamına gelmez.
Almanya Federal Kriminal Dairesinin (Bundeskriminalamt, BKA) 2025 yılı polis suç istatistiklerine göre, yabancılar hukukuna ilişkin ihlaller hariç tutulduğunda suç şüphelilerinin %35,5’i Alman vatandaşı olmayan kişilerden oluşuyor. Şiddet suçlarında ise yabancı vatandaşların şüpheliler içindeki payı %42,9’a ulaşıyor (https://www.bundesregierung.de/breg-de/aktuelles/polizeiliche-kriminalstatistik-2025-2422020).
Bu oranlar, yabancı vatandaşların Almanya nüfusundaki paylarından belirgin biçimde daha yüksek. Fakat bu istatistiklerden hareketle göçmenlerin doğaları gereği daha fazla suç işlemeye eğilimli oldukları sonucuna varamayız. Çünkü bu rakamların neyi ölçtüğünü ve hangi faktörlerden etkilendiğini anlamamız gerekiyor.
Öncelikle polis istatistikleri, suç işlediği mahkeme tarafından kesinleşmiş kişileri değil, suç şüphesiyle kaydedilen kişileri gösteriyor. Her suç polise bildirilmiyor, her şüpheli suçlu bulunmuyor ve polis denetimleri toplumun tüm kesimlerine eşit biçimde dağılmayabiliyor. Bunların yanında yaş, cinsiyet, ekonomik durum ve yaşanılan bölge gibi faktörler de suç istatistiklerini etkileyebiliyor.
Birbiriyle karşılaştırılan grupların farklı özelliklere sahip olması, sonuçların yanlış yorumlanmasına yol açabilir. Bu nedenle araştırmacılar istatistiksel analizlerinde yaş, cinsiyet, gelir, eğitim ve yaşanılan bölge gibi değişkenlerin etkisini dikkate almaya çalışırlar. Örneğin, genç erkeklerin suç şüphelisi olarak kaydedilme oranları genellikle kadınlara ve ileri yaştaki kişilere göre daha yüksektir. Göçmen nüfus içinde genç erkeklerin oranı da yerli nüfusa göre daha yüksek olabilir.
Böyle bir durumda yalnızca iki grubun toplam suç şüpheliliği oranlarını karşılaştırmak yanıltıcıdır. Daha doğru bir değerlendirme yapabilmek için benzer yaş ve cinsiyetteki kişilerle karşılaştırılması gerekir.
Benzer bir durum yaşanılan bölge için de geçerlidir. Büyükşehirlerde suç oranları kırsal bölgelere göre daha yüksek olabilir. Göçmenler de çoğunlukla büyükşehirlerde yaşadıkları için, göçmenlik ile suç arasındaki ilişkinin bir bölümü aslında yaşadıkları çevreden kaynaklanıyor olabilir.
İstatistikte bu tür değişkenlerin etkisini dikkate alma işlemine düzeltme (adjustment) denir.
Münih merkezli ifo Enstitüsü araştırmacıları Jean-Victor Alipour ve Joop Age Harm Adema, 2025 yılında yayımladıkları çalışmada Almanya’nın 2018–2023 yılları arasındaki polis suç istatistiklerini ilçe düzeyinde incelediler (https://www.ifo.de/publikationen/2025/aufsatz-zeitschrift/steigert-migration-die-kriminalitaet-ein-datenbasierter-blick).
Araştırmacılar önemli bir soruya cevap aradılar: Bir bölgede yabancı nüfusun artması, o bölgedeki suç oranlarını artırıyor mu?
Sonuç dikkat çekiciydi. İlçelerde yabancı nüfusun artması ile suç oranlarının artması arasında sistematik bir istatistiksel ilişki bulunamadı. Benzer sonuçlar sığınmacılar için de geçerliydi. Araştırmada cinayet ve cinsel saldırı gibi ağır suç kategorilerinde de yabancı nüfusun artışıyla sistematik bir ilişki saptanmadı.
Araştırmacılara göre yabancıların suç istatistiklerinde daha fazla temsil edilmesinin önemli açıklamalarından biri, göçmenlerin suç oranlarının genel olarak daha yüksek olduğu büyükşehirlerde yoğunlaşmasıydı. Yaş ve cinsiyet dağılımındaki farklılıklar da rol oynuyordu; ancak bu çalışmada bölgesel faktörlerin etkisi daha belirgindi.
Almanya’daki bulguları daha iyi anlamak için başka ülkelerdeki araştırmalara da bakabiliriz.
Amerika Birleşik Devletleri: Abramitzky ve arkadaşlarının 2024 yılında American Economic Review: Insights dergisinde yayımlanan çalışması, 1870–2020 yılları arasındaki 150 yıllık nüfus sayımı verilerini inceliyor (https://www.aeaweb.org/articles?id=10.1257%2Faeri.20230459).
Araştırmaya göre göçmenlerin hapsedilme oranları, incelenen dönem boyunca ABD doğumlulara göre daha düşük seyretmiş. Günümüzde göçmenlerin cezaevinde bulunma olasılığı ABD doğumlulara göre yaklaşık %60 daha düşük.
İngiltere: Oxford Üniversitesi Migration Observatory’nin Ağustos 2026’da yayımladığı değerlendirmeye göre, İngiltere ve Galler’de 2024 yılında uyarı veya mahkûmiyet alanların %13,1’i yabancı vatandaşlardan oluşuyordu. Yabancıların yetişkin nüfustaki tahmini payı ise yaklaşık %13,5’ti. Yaş farklılıkları dikkate alındığında yabancıların cezaevlerindeki temsili daha da düşük görünüyordu (https://migrationobservatory.ox.ac.uk/resources/briefings/migrants-and-crime-in-the-uk/).
İsveç: İsveç Suç Önleme Konseyinin (Brå) 2021 yılında yayımladığı araştırma ise farklı bir tablo sunuyor. Araştırmada, İsveç dışında doğan kişilerin suç şüphelisi olarak kaydedilme olasılığı, kendisi ve her iki ebeveyni İsveç’te doğan kişilere göre yaklaşık 2,5 kat yüksek bulundu. İsveç’te doğmuş ancak her iki ebeveyni yurt dışında doğmuş kişilerde bu oran yaklaşık 3,2 kattı (https://bra.se/english/publications/archive/2021-08-25-registered-offending-among-persons-of-native-and-non-native-background).
Araştırmacılar yaş, cinsiyet, gelir, eğitim ve yerleşim yeri gibi faktörlere göre düzeltme yaptıklarında gruplar arasındaki farkların önemli ölçüde azaldığını, ancak tamamen ortadan kalkmadığını belirttiler.
Danimarka: Danimarka’nın resmî entegrasyon istatistiklerinde de bazı göçmen gruplarında daha yüksek suç oranları görülüyor. 2025 verilerine göre Orta Doğu, Kuzey Afrika, Pakistan ve Türkiye’yi de kapsayan MENAPT ülkelerinden gelen erkek göçmenlerin yaşa göre düzeltilmiş ceza kanunu kapsamındaki suç mahkûmiyeti endeksi, toplam erkek nüfus ortalamasının yaklaşık iki katıydı. Aynı köken grubunun Danimarka’da doğmuş erkek çocuklarında bu oran yaklaşık üç kattı (https://integrationsbarometer.dk/tal-og-analyser/kriminalitet).
Bu araştırmalar birlikte değerlendirildiğinde üç önemli sonuç ortaya çıkıyor.
Birincisi, göçmenler veya yabancı vatandaşlar her ülkede aynı suç istatistiklerine sahip değiller. Bununla birlikte, ülkelerin kullandığı suç göstergelerinin birebir karşılaştırılabilir olmadığını unutmamak gerekiyor.
İkincisi, demografik ve sosyoekonomik faktörlere göre yapılan düzeltmeler sonuçları önemli ölçüde değiştirebiliyor. Özellikle yaş, cinsiyet, ekonomik durum ve yerleşim yerinin etkilerini hesaba katmadan yapılan karşılaştırmalar, suç ile göç arasındaki ilişkiyi olduğundan güçlü veya zayıf gösterebilir.
Üçüncüsü, bir göçmen grubunun suç istatistiklerinde daha fazla temsil edilmesi ile göçün bir ülkedeki toplam suç oranını artırması aynı şey değil. Göçün toplumsal etkisini değerlendirmek için zaman içindeki değişimleri, farklı göçmen gruplarını ve suç türlerini inceleyen araştırmalara ihtiyaç var.
Bu tartışmada iki hatadan kaçınmalıyız: İstatistiksel farklılıkları görmezden gelmek ve farklılıkların nedenlerini araştırmadan bunları göçmenlerin kimliğine bağlamak.
Suç mağdurlarının güvenliğini korumak ve suçları önlemek, göçmenler dahil toplumun bütün üyelerinin ortak çıkarıdır. Bu nedenle suçla mücadelede hangi koşulların riski artırdığını, hangilerinin azalttığını anlamamız gerekiyor. Eğitim, istihdam, barınma, sosyal entegrasyon ve suçun yoğunlaştığı çevresel koşullar bu bakımdan araştırılmaya değer alanlar.
