
Türkiye, Akademik Özgürlük İndeksi’nde 0,09 puanla akademik özgürlüğün “tamamen kısıtlandığı” ülkeler arasında.
Akademik özgürlük bazen üniversitelerin kendi iç meselesiymiş gibi algılanıyor. Oysa akademisyenlerin hangi konuları araştırabileceği, hangi sonuçları yayımlayabileceği, öğrencilerin hangi fikirleri tartışabileceği ve üniversitelerin yöneticilerini ne ölçüde bağımsız biçimde belirleyebileceği, bir toplumdaki düşünce ve ifade özgürlüğünün en önemli göstergelerinden biridir.
Dünyada akademik özgürlüğü izleyen ve tehdit altındaki akademisyenleri destekleyen çok sayıda kuruluş bulunuyor. Bunların en tanınmışlarından biri Scholars at Risk (SAR), yani “Risk Altındaki Akademisyenler” ağı.
SAR (https://www.scholarsatrisk.org/), 50’den fazla ülkede 650’den fazla yükseköğretim kurumu, kuruluş ve destekçiyi kapsayan uluslararası bir ağdır. SAR’ın çalışmaları kabaca üç alanda toplanabilir: tehdit altındaki akademisyenlere güvenli çalışma imkânı sağlanması, akademik özgürlük ihlallerinin izlenmesi ve kamuoyuna duyurulması ve akademik özgürlüğü koruyacak ulusal ve uluslararası politikaların geliştirilmesi.
Bu alanda çalışan başka kuruluşlar da var. 1933’te Nazi Almanyası’ndan uzaklaştırılan akademisyenlere yardım etmek amacıyla kurulan Council for At-Risk Academics (Cara) (https://www.cara.ngo/) bugün de tehdit altındaki akademisyenlerin başka ülkelerde çalışmalarını sürdürmelerine yardımcı oluyor. Institute of International Education – Scholar Rescue Fund (IIE-SRF) (https://www.scholarrescuefund.org/) tehdit altındaki ve yerinden edilmiş akademisyenlere dünyanın farklı ülkelerindeki üniversitelerde burslu geçici akademik pozisyonlar sağlıyor. Fransa’daki PAUSE programı (https://www.programmepause.fr) ise sürgündeki bilim insanları ve sanatçıların Fransız üniversiteleri ve araştırma kurumlarında çalışmalarını sürdürebilmelerini destekliyor.
Almanya’daki Philipp Schwartz Initiative gibi benzer programlarla birlikte düşünüldüğünde, burada aslında üç tamamlayıcı çalışma alanından söz edebiliriz: akademik özgürlüğün ölçülmesi ve izlenmesi, ihlallerin belgelenmesi ve tehdit altındaki akademisyenlerin korunması (https://www.humboldt-foundation.de/en/apply/sponsorship-programmes/philipp-schwartz-initiative).
Bu kuruluşların çalışmalarını tamamlayan önemli bir araç da Academic Freedom Index (AFI) (https://academic-freedom-index.net/). Friedrich-Alexander-Universität Erlangen-Nürnberg ve V-Dem Institute tarafından yürütülen AFI, 179 ülke ve bölgede akademik özgürlüğün fiilî durumunu beş temel boyutta değerlendiriyor: araştırma ve öğretme özgürlüğü, akademik fikir alışverişi ve bulguları yayma özgürlüğü, kurumsal özerklik, kampüs bütünlüğü ve akademik-kültürel ifade özgürlüğü. 2026 değerlendirmesi 2.357 ülke uzmanının değerlendirmelerine ve V-Dem’in istatistiksel modeline dayanıyor.
Scholars at Risk, geçtiğimiz günlerde raporunu yayımladı. Bu, SAR’ın Academic Freedom Monitoring Project kapsamında yayımladığı yıllık raporların on ikincisi.
Rapor 1 Temmuz 2025 ile 30 Haziran 2026 arasındaki dönemi inceliyor ve 59 ülke ve bölgede akademisyenlere, öğrencilere ve yükseköğretim kurumlarına yönelik 382 saldırıyı belgeliyor. SAR özellikle 22 ülkedeki gelişmeleri ayrıntılı olarak ele alıyor.
Buradaki “saldırı” kavramını yalnızca fiziksel şiddet olarak anlamamak gerekiyor. SAR’ın tanımına göre bu kategori; öldürme ve fiziksel şiddetin yanı sıra tutuklama, hapis, seyahat kısıtlamaları, akademik pozisyonun kaybedilmesi, üniversitelerin kapatılması veya faaliyetlerinin engellenmesi ve üniversite özerkliğini zedeleyen baskı ve tehditleri de kapsıyor.
Rapora göre dünyada akademik özgürlüğe yönelik tehditler iki ana yönde gelişiyor. Birincisi daha görünür olan doğrudan baskı: akademisyenlerin veya öğrencilerin tutuklanması, yargılanması, kaybedilmesi, şiddete uğraması ve öğrenci gösterilerinin polis veya askerî güç kullanılarak bastırılması.
İkinci ve daha az görünür olan mekanizma ise üniversite özerkliğine devletin müdahalesi. Hükümetlerin müfredat üzerinde kontrol kurması, bazı araştırma konularını sınırlandırması, fonları siyasi veya ideolojik gerekçelerle kullanması, üniversite yönetimlerine siyasi aktörlerin atanması ve akademik kurumların kendi yöneticilerini, öğretim elemanlarını ve araştırma gündemlerini belirleme yetkisinin azaltılması raporun dikkat çektiği başlıca sorunlar arasında.
Free to Think 2026, Academic Freedom Index’in son verilerini kullanarak raporda öne çıkan 22 ülke ve bölgenin durumunu da değerlendiriyor. AFI’ye göre bunların dokuzu akademik özgürlük açısından en alt kategori olan “completely restricted” — “tamamen kısıtlanmış” kategorisinde bulunuyor: Afganistan, Çin, işgal altındaki Filistin toprakları (Gazze), İran, Rusya, Türkiye, Suriye, Venezuela ve Zimbabwe.
Raporda Türkiye’nin 2025 AFI puanı 0,09 olarak veriliyor ve Türkiye’nin dünyadaki ülkelerin en alt yüzde 10’luk kesiminde yer aldığı belirtiliyor.
Raporda, 1 Temmuz 2025’te kabul edilen düzenlemeyle Cumhurbaşkanı’na hem devlet hem de vakıf üniversitelerinin rektörlerini atama yetkisi verilmesi özellikle eleştiriliyor. SAR bunu üniversite yönetiminin akademik topluluk tarafından belirlenebilme kapasitesini sınırlayan bir gelişme olarak değerlendiriyor.
Boğaziçi Üniversitesi de raporda özel olarak yer alıyor. 2021’de başlayan rektör ataması tartışmalarının ardından öğretim üyelerinin üniversite özerkliği için sürdürdükleri protestoların beşinci yılında da devam ettiği belirtiliyor. Öğrenci gösterilerindeki gözaltılar ve bazı protestoculara uygulanan adli tedbirler de raporda örnekler arasında yer alıyor.
Raporda ayrıca akademisyen Emrah Gülsunar’ın, siyasal rejimler üzerine sosyal medyadaki bir tartışması nedeniyle 36 gün cezaevinde kalması, akademik ve siyasal ifade özgürlüğü bağlamında ele alınıyor.
SAR’a göre üniversite özerkliğine yönelik kısıtlamalar ve akademisyenlerin ve öğrencilerin muhalif görüşlerini ifade edebilecekleri alanın daralması, Türkiye’nin akademik özgürlük açısından en düşük AFI kategorisinde bulunmasının temel özellikleri arasında yer alıyor.
Rapor, Boğaziçi Üniversitesi öğretim üyelerinin yıllardır sürdürdükleri protestoları, akademik toplulukların kurumsal özerkliği savunmaya devam edebileceğinin örneklerinden biri olarak gösteriyor.
Diğer taraftan, Academic Freedom Index 2026’ya göre son on yılda incelenen 179 ülke ve bölgenin 50’sinde akademik özgürlük istatistiksel olarak anlamlı biçimde gerilerken yalnızca dokuzunda iyileşme görüldü.
Free to Think 2026 da baskının yalnızca otoriter yönetimlerle sınırlı olmadığını özellikle vurguluyor. Raporda ABD, Hindistan, Sırbistan ve başka ülkelerde müfredat, araştırma fonları, üniversite yönetimleri ve akademik ifade üzerinde farklı biçimlerde siyasi müdahaleler tartışılıyor. SAR’ın temel mesajlarından biri de bu nedenle akademik özgürlük sorununun belirli bir coğrafyaya veya belirli bir yönetim biçimine indirgenemeyeceği.
Devletlere düşen başlıca görevler arasında akademik özgürlüğü açık biçimde tanımak ve savunmak; tehdit altındaki akademisyen ve öğrenciler için destek mekanizmaları oluşturmak; akademik çevrelere yönelik saldırıları araştırmak ve faillerden hesap sormak bulunuyor. SAR ayrıca devletlerin üniversite özerkliğine saygı göstermesini; üniversitelerin askerîleştirilmesinden, gözetlenmesinden, finansal baskıdan, akademik personel ve öğrenci seçimlerine müdahaleden ve araştırma ya da öğretimin içeriğini belirlemekten kaçınmasını istiyor. Akademisyenlerin ve öğrencilerin düşünceleri nedeniyle cezalandırılmasına yol açan yasaların gözden geçirilmesi de öneriler arasında yer alıyor.
Üniversitelere ise kurumsal özerkliği aktif olarak savunma görevi veriliyor. Akademik ve idari kararların siyasi veya mali baskı yerine akademik ölçütlere göre alınması, akademisyenlerin ve öğrencilerin ifade özgürlüğünün korunması, disiplin süreçlerinde adil usullerin güvence altına alınması ve kampüslerin fiziksel olduğu kadar dijital olarak da fikirlerin korkusuzca tartışılabildiği alanlar olarak korunması isteniyor. Ayrıca üniversitelerin SAR, Cara, IIE-SRF, PAUSE ve Philipp Schwartz Initiative gibi programlar aracılığıyla tehdit altındaki akademisyenlere geçici güvenli akademik pozisyonlar sağlaması öneriliyor.
Sivil topluma ve kamuoyuna yönelik çağrı ise dayanışma ağlarının güçlendirilmesi, ihlaller hakkındaki bilgilerin paylaşılması, bölgesel akademik özgürlük koalisyonlarının desteklenmesi ve tehdit altındaki akademisyenlerin yalnızlaştırılmasının önüne geçilmesi.
Akademik özgürlük yalnızca akademisyenlerin kendi mesleklerini nasıl yaptıklarıyla ilgili değildir. Üniversitelerin soru sorabilmesi, yerleşik kabulleri tartışabilmesi ve siyasi otorite dâhil her türlü gücü eleştirel biçimde inceleyebilmesi, bilimin ve yükseköğretimin temel işlevlerinden biridir.
Türkiye’nin bugün Afganistan, Çin, Gazze, İran, Rusya, Suriye, Venezuela ve Zimbabwe ile birlikte akademik özgürlüğün “tamamen kısıtlandığı” ülkeler kategorisinde yer alması bu nedenle yalnızca üniversitelerin değil, bütün toplumun üzerinde düşünmesi gereken bir göstergedir.
