Ana Sayfa Tüm Kategoriler-tr Güncel Brain Waste: Göçmen Profesyonellerin Görünmeyen Akademik Kaybı

Brain Waste: Göçmen Profesyonellerin Görünmeyen Akademik Kaybı

0
Brain Waste: Göçmen Profesyonellerin Görünmeyen Akademik Kaybı

“Tutunanlar” belgesel serisinde (https://www.youtube.com/@tutunanlar_/) anlatılan hikâyeler, bireysel başarı ya da uyum anlatılarının ötesinde, Avrupa’da giderek derinleşen ancak yeterince tartışılmayan bir sorunu görünür kılıyor. Göç eden yüksek eğitimli bireylerin önemli bir kısmı, geldikleri ülkelerde kendi mesleklerini icra edemiyor. Bu durum literatürde “brain waste” yani beyin israfı olarak tanımlanıyor (https://ec.europa.eu/assets/home/emn-glossary/glossary.html?letters=f&detail=brain+waste).

Salih Taş’ın “Tutunanlar” serisi üzerinden yaptığı analiz (https://www.patreon.com/posts/150988042?collection=2007548), bu olgunun somut ve ölçülebilir bir boyutunu ortaya koymaktadır. Seride yer alan 87 video incelenmiş, meslek bilgisi net olarak belirlenebilen 74 göçmen analiz kapsamına alınmış. Elde edilen bulgular, göçmenlerin yalnızca küçük bir kısmının kendi mesleğini sürdürebildiğini, büyük çoğunluğunun ise mesleki olarak ciddi bir yön değişikliğine gitmek zorunda kaldığını göstermekte. Analize göre katılımcıların sadece yüzde 18,9’u Türkiye’de icra ettikleri mesleği yeni ülkelerinde sürdürebilmiş, geri kalan yüzde 81,1’lik kesim ya tamamen farklı alanlara yönelmiş ya da kendi alanlarında daha düşük statülü pozisyonlarda çalışmak zorunda kalmış.

Bu mesleki kırılmanın en yoğun yaşandığı alanlardan biri eğitim sektörü. Analiz edilen grubun yarısından fazlası öğretmen ya da akademisyen kökenli. Ancak bu kişilerin büyük bölümü yeni ülkelerinde eğitim alanında çalışamamakta. Bunun yerine hizmet sektöründe düşük vasıflı işlere yönelmekte ya da teknik ara eleman pozisyonlarında istihdam edilmekte. Bu durum yalnızca bireysel kariyer kaybı anlamına gelmiyor; aynı zamanda pedagojik deneyimin, akademik birikimin ve entelektüel sermayenin sistem dışında kalması anlamına geliyor. Bir öğretmenin depo işçisi ya da bir akademisyenin şoför olarak çalışması, ekonomik bir uyumsuzluktan öte, bilgi üretiminin kesintiye uğramasıdır.

Göçmenlerin en çok tercih ettiği ülke olarak Almanya’nın öne çıkması da bu bağlamda dikkat çekici. Analizde Almanya, yüzde 36,5 ile ilk sırada yer almakta. Bunu Amerika Birleşik Devletleri, İngiltere ve Kanada takip etmekte. Almanya’nın tercih edilmesinde güçlü diaspora ağları, sosyal devlet yapısı ve mesleki eğitim sisteminin sunduğu yeniden entegrasyon imkânları etkili görünmekte. Ancak bu durum bir çelişkiyi de beraberinde getiriyor. Almanya bir yandan nitelikli işgücüne ihtiyaç duyan bir ülke olarak öne çıkarken, diğer yandan diplomaların tanınması ve mesleki entegrasyon süreçlerindeki yapısal engeller nedeniyle göçmenlerin önemli bir kısmı kendi alanlarının dışında çalışmak zorunda kalmakta. Bu nedenle entegrasyon çoğu zaman niteliklerin korunması üzerinden değil, nitelik kaybı üzerinden gerçekleşmekte.

Uluslararası literatür, bu bulguların istisnai olmadığını, aksine sistematik bir örüntüyü yansıttığını göstermekte. OECD verilerine göre yüksek eğitimli göçmenlerin önemli bir bölümü niteliklerinin altında işlerde çalışıyor (https://www.oecd.org/en/publications/indicators-of-immigrant-integration-2023_1d5020a6-en.html). Aynı şekilde OECD verileri, yüksek eğitimli göçmenlerin yaklaşık üçte birinin aşırı nitelikli (overqualified) pozisyonlarda çalıştığını ortaya koymakta (https://www.migrationpolicy.org/article/credential-recognition-trends). Bu durum yalnızca istihdam değil, gelir düzeyine de yansımaktadır. OECD ülkelerinde göçmenlerin işgücü piyasasına girişte yerli nüfusa kıyasla ortalama yüzde 34 daha düşük gelir elde ettiği gösterilmiş (https://www.oecd.org/en/publications/international-migration-outlook-2025_ae26c893-en/full-report/immigrant-integration-the-role-of-firms_db745b4c.html).

Bu durum yalnızca bireysel bir uyum problemi olarak değerlendirilemez. Brain waste, aynı zamanda ekonomik ve akademik bir kayıptır. Yüksek eğitimli bireylerin bilgi ve becerilerinin etkin kullanılamaması, hem işgücü piyasasında verimsizlik yaratmakta hem de toplumların inovasyon kapasitesini sınırlamaktadır. Özellikle akademisyenler ve eğitimciler söz konusu olduğunda, bu kayıp daha da derinleşmektedir. Çünkü burada sadece bir meslek değil, aynı zamanda bilgi üretimi, eleştirel düşünce ve akademik süreklilik de kesintiye uğramaktadır.

Zorunlu göç bağlamında bu süreç daha dramatik bir boyut kazanıyor. Akademik özgürlüğün kısıtlanması, iş güvencesinin ortadan kalkması ve siyasi baskılar nedeniyle ülkelerini terk etmek zorunda kalan bireyler, yeni bir hayata başlarken aynı zamanda mesleki kimliklerini de yeniden inşa etmek zorunda kalmaktadır. Ancak bu yeniden inşa süreci çoğu zaman eşit koşullarda gerçekleşmemektedir. Dil bariyerleri, bürokratik süreçler, sosyal ağ eksikliği ve yapısal ayrımcılık, bu bireylerin potansiyellerini gerçekleştirmelerini zorlaştırmaktadır.

“Tutunanlar” serisi bu açıdan yalnızca bireysel hikâyeleri belgeleyen bir çalışma değil, aynı zamanda daha geniş bir yapısal sorunun sahadaki yansımalarını gösteren önemli bir veri kaynağı. Bu hikâyeler, göçmenlerin “başarısızlığına” değil, sistemlerin bu bireyleri nasıl konumlandırdığına işaret ediyor. Göçmenler iş bulamıyor değildir; çoğu zaman hayatta kalmak için, sahip oldukları niteliklerin çok altında işlerde çalışmak zorunda kalmaktadır.

Göç veren ülkelerde beyin göçü (brain drain) gerçekleşirken göç alan ülkelerde de brain waste olması, Avrupa’da görünmeyen ancak derin etkileri olan bir akademik ve toplumsal kayıptır. Bu kayıp yalnızca bireylerin yaşadığı statü düşüşü ile sınırlı değildir. Aynı zamanda toplumların bilgi üretme kapasitesini, kurumların verimliliğini ve akademinin sürekliliğini de etkilemektedir. Bu durum, yerinden-yurdundan edilenin yalnızca insanların olmadığını, aynı zamanda bilginin ve akademik emeğin de yerinden edildiğini göstermektedir.