Ana Sayfa Tüm Kategoriler-tr Güncel Ahmet Turan Alkan: Otoriter Bir Rejimde Susturulan Bir Münevver

Ahmet Turan Alkan: Otoriter Bir Rejimde Susturulan Bir Münevver

0
Ahmet Turan Alkan: Otoriter Bir Rejimde Susturulan Bir Münevver

Ahmet Turan Alkan’ın vefatı bütün aydınları üzdü. Onun son yılları otoriter siyasal sistemlerin eğitimli, eleştirel ve kamusal sorumluluk taşıyan bireylerle kurduğu sorunlu ilişkinin somut bir örneği olarak değerlendirilmelidir. Bu tür rejimlerde baskı yalnızca hukuki yaptırımlar veya hapis cezalarıyla sınırlı değildir; daha çok, uzun vadeli ve çok katmanlı bir entelektüel etkisizleştirme süreci söz konusudur.

Bir akademisyen ya da yazarın tehditle özür metni yazmaya zorlanması (https://youtu.be/fJbmMudSVi4), “sembolik itaat” mekanizmalarına karşılık gelir. Bu uygulamaların amacı yalnızca bireyi cezalandırmak değil, kamusal alanda eleştirel düşüncenin meşruiyetini zedelemek ve diğer entelektüeller için caydırıcı bir örnek oluşturmaktır. Bu bağlamda baskı, doğrudan fiziksel şiddetten ziyade, daha kalıcı etkiler yaratan sembolik şiddet biçimleriyle işler (https://www.sciencedirect.com/science/article/abs/pii/S0176268022001574).

Cezaevi sürecinin ardından Ahmet Turan Alkan’ın akademik ve edebi üretiminin kesintiye uğraması, bireysel bir tercih ya da içe kapanma olarak yorumlanabilir. Oysa bu durum, otoriter “öğrenilmiş sessizlik” olarak da değerlendirilebilir. Akademik özgürlüğün formel olarak var olduğu, ancak fiilen sınırlandığı sistemlerde, üretimin durması rasyonel bir savunma refleksidir (https://repository.library.northeastern.edu/files/neu%3Acj82nr72n/fulltext.pdf).

Romanının, yıllarca birlikte çalıştığı yayınevi tarafından basılmaması ise sansürün yalnızca devlet eliyle işlemediğini açık biçimde göstermektedir. Otoriter rejimlerde kültürel ve akademik alanlar, korku, belirsizlik ve uyum baskısı nedeniyle oto-sansür mekanizmalarıyla şekillenir. Böylece yayınevleri, üniversiteler ve kültürel kurumlar, çoğu zaman açık bir talimat olmaksızın iktidarın uzantısı hâline gelir. Bu süreçte münevverler yalnızca siyasal iktidar tarafından değil, kendi sosyal ve kurumsal çevreleri tarafından da marjinalleştirilir.

Bu bireysel örnek, daha geniş ve yapısal bir sürecin parçasıdır. Otoriter yönetimlerin hâkim olduğu ülkelerde eleştirel akademisyenler, yazarlar ve sanatçılar giderek artan biçimde ülkeyi terk etmekte ve demokratik ülkelere sığınmaktadır. Bu durum “beyin göçü” olarak tanımlansa da, aslında kamusal aklın ve eleştirel düşüncenin zorunlu sürgünüdür.

Aydını baskı altına alınan veya sistematik biçimde dışlanan toplumlarda entelektüel üretim yavaşlar; üniversiteler ve kültürel kurumlar eleştirel işlevlerini kaybeder. Bu durum siyasal iktidarın denetlenebilirliğini azaltırken, otoriter yapının daha da kökleşmesine zemin hazırlar. Entelektüel yoksullaşma ile siyasal baskı arasındaki bu ilişki, kendi kendini besleyen ve kırılması zor bir kısır döngü yaratır.

Ahmet Turan Alkan’ın yaşamının son yılları, bu döngünün bireysel düzeyde nasıl işlediğini göstermesi bakımından önemlidir. Vefatından sonra farklı siyasi kesimlerden taziye yazıları yazıldı. Onun hikâyesi, yalnızca bir yazarın susturulmasını değil; otoriter sistemlerin yaşarken değeri bilinmeyen, kaybedildikten sonra hatırlanan münevverler üretme eğilimini de gözler önüne sermektedir.

Uluslararası akademik camia yalnızca sürgündeki akademisyenleri desteklemekle kalmamalı, aynı zamanda otoriterliğin entelektüel maliyetini de görünür hale getirmelidir. Bu şekilde münevverlerin susturulması kısırdöngüsünün kırılmasına katkı sağlanabilir. Çünkü münevverlerini susturan toplumlar uzun vadede düşünsel üretimlerini, eleştirel kapasitelerini ve demokratik geleceklerini kaybederler.