
ABD Sağlık Bakanı Robert F. Kennedy Jr., Temmuz 2025’te Annals of Internal Medicine dergisinde yayımlanan bir araştırmanın geri çekilmesini talep eden görüş yazısıyla gündeme oturdu. Araştırma, aşı içindeki alüminyumun çocuklarda otoimmün, alerjik ve nörogelişimsel hastalıklarla ilişkisi olmadığını kanıtlayan, 1,2 milyon çocukluk veri analizine dayanan bir çalışmaydı. Bu araştırma Kennedy tarafından “propaganda oyunu” olarak adlandırıldı (https://www.theguardian.com/us-news/2025/aug/14/robert-kennedy-jr-vaccine-study-retraction).
Derginin editörü Dr. Christine Laine, geri çekme çağrısını reddetti ve çalışmada herhangi bir bilimsel usulsüzlük olmadığını vurguladı (https://www.thedailybeast.com/rfk-jr-slapped-down-by-medical-journal-over-vaccine-study-retraction-request/). Araştırmanın baş yazarı Anders Peter Hviid, eleştirilerin çoğunun metodolojiye dayalı makul tartışmalar olduğunu belirtti. Kontrol grubunun olmayışı gibi eleştiriler ise Danimarka’da aşılama oranlarının yüksek olması nedeniyle veri eksikliğine değil yasa ve etik kurallara bağlı olduğunu açıkladı (https://www.reuters.com/business/healthcare-pharmaceuticals/medical-journal-rejects-kennedys-call-for-retraction-vaccine-study-2025-08-11/).
Aşı karşıtlarının (ve genel olarak bilime karşı komplo anlatılarını sürdüren grupların) neden bu kadar güçlü bilimsel kanıtlara rağmen iddialarına devam ettiklerini anlamak için olayın boyutlarını listeledik:
1. Güvensizlik ve “Büyük Endüstri” Algısı
- Aşı karşıtları, ilaç endüstrisinin (Big Pharma) milyarlarca dolarlık büyüklüğünü öne sürerek, “kar odaklı sistem”in sağlık yerine çıkarı ön plana koyduğunu iddia ediyorlar.
- 2023 yılında küresel aşı pazarının büyüklüğü yaklaşık 70 milyar USD’yi aştı; COVID-19 sonrası devasa bir pazar oluştu. Bu rakam, şeffaflık eksikliği olduğunda kolayca komplo teorilerine malzeme sağlıyor.
2. Kültürel ve Politik Kimlik
- Aşı karşıtlığı çoğu zaman sadece bilimsel bir tutum değil, bir kimlik ve ideolojik duruş haline geliyor. Otoriteye karşı duruş, bireysel özgürlüğü koruma iddiası ve devlet kurumlarına güvensizlik bu kimliği besliyor.
- Bu nedenle, bilimsel verilerle ikna edilmek yerine, bilimsel kanıtlar otoritenin “manipülasyonu” olarak algılanabiliyor.
3. Bilişsel Yanlılıklar ve Duygusal Güç
- İnsanlar, tek bir olumsuz anekdotu (örneğin “çocuğum aşı olduktan sonra otizm belirtileri başladı” gibi) binlerce güvenlik verisinin önüne koyabiliyor. Bu, psikolojide availability bias (mevcudiyet yanlılığı) olarak bilinir.
- Ayrıca korku, endişe ve “çocuğuma zarar gelebilir” duygusu, soyut istatistiksel verilerden çok daha güçlü etki yapar.
4. Bilgi Kirliliği ve Sosyal Medya
- Sosyal medyada yankı odaları (echo chambers) sayesinde, yanlış bilgi sürekli tekrar edilerek “kanıt” gibi algılanıyor.
- RFK Jr. gibi politik figürler, bu yankı odalarını siyasi sermaye olarak kullanıyor.
5. Tarihsel Faktörler
- 1970’lerde ilaç firmalarının skandalları (ör. talidomid olayı) ilaç endüstrisine yönelik kalıcı bir güvensizlik oluşturdu.
- Aşıların çoğu devlet zorunluluğu ile yapıldığı için, “zorunluluk” kavramı otoriteye karşı reaksiyonu tetikliyor.
Sonuç olarak, aşı karşıtlığının sürmesinin nedeni sadece bilimsel kanıt eksikliği değil. Ekonomik büyüklük, tarihsel güvensizlik, ideolojik kimlik, duygusal yanlılıklar ve sosyal medya etkisini de göz önünde bulundurmak gerekiyor. Büyük aşı endüstrisinin şeffaf olmaması da bu zemini güçlendiriyor. RFK Jr.’ın alüminyum içeren aşılarla ilgili bilimsel çalışmayı hedef alan sert eleştirisi, güvenilir bilim çevrelerince temel mantıksızlıkları nedeniyle geçersizlikle karşılanmakla birlikte, bu tür girişimler aşıya duyulan güvenin sarsılmasına yol açıyor.