Ana Sayfa Tüm Kategoriler-tr Güncel Futbolun, Akademinin ve Dünya Barışının Ortak Meselesi, Bir Telefonla Değişen Kırmızı Kart

Futbolun, Akademinin ve Dünya Barışının Ortak Meselesi, Bir Telefonla Değişen Kırmızı Kart

0
Futbolun, Akademinin ve Dünya Barışının Ortak Meselesi, Bir Telefonla Değişen Kırmızı Kart

İşimize gelen adaletsiz bir müdahaleyi kabul ettiğimizde, yarın aleyhimize yapılacak müdahaleye karşı ileri sürebileceğimiz ahlaki gerekçeyi ortadan kaldırırız.

Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Donald Trump, Dünya Kupası’nda Folarin Balogun’a gösterilen kırmızı kartı beğenmedi. FIFA Başkanı Gianni Infantino’yu telefonla arayarak kararın yeniden incelenmesini istedi. Kısa süre sonra FIFA, kırmızı kartı tamamen iptal etmese de Balogun’un otomatik bir maçlık cezasını bir yıllık deneme süresi boyunca askıya aldı. Böylece oyuncunun Belçika karşısında sahaya çıkmasının önü açıldı. Trump daha sonra müdahalesini açıkça doğruladı ve FIFA’nın kararını övdü (https://www.reuters.com/sports/soccer/uefa-says-fifa-crossed-red-line-with-balogun-red-card-u-turn-world-cup-2026-07-06/).

Balogun’un hareketinin gerçekten kırmızı kart gerektirip gerektirmediği elbette tartışılabilir. Hakemler hata yapabilir. Ancak burada asıl sorun kırmızı kartın doğru veya yanlış olması değil. Asıl mesele, dünyanın en güçlü siyasetçilerinden birinin doğrudan FIFA Başkanı’na ulaşarak kendi ülkesinin oyuncusu lehine müdahalede bulunabilmesi.

Başka bir ülkenin devlet başkanı da benzer bir durumda FIFA Başkanı’nı telefonla arayabilir miydi? Böyle bir telefon görüşmesi de aynı sonucu doğurur muydu? “Torpil” kelimesi gündelik dilde ağır ve kesin bir suçlama gibi algılanabilir; ancak UEFA temsilcileri ve farklı futbol çevreleri de kararın, kuralların eşit uygulanması bakımından ciddi bir sınırı aştığını belirtti (https://www.theguardian.com/football/2026/jul/06/belgium-appeal-fifa-lifting-folarin-balogun-red-card-ban-last-16-us-world-cup).

Dünya Kupası, insanlığın ortak bir heyecan etrafında buluşabildiği ender küresel etkinliklerden biri. Farklı dilleri konuşan, farklı dinlere, kültürlere ve siyasi sistemlere sahip toplumlar aynı oyunun kurallarını kabul ediyor. Birbirleriyle savaşan ya da ciddi siyasi sorunlar yaşayan ülkeler bile aynı sahada, aynı hakemin yönetiminde ve aynı kurallar altında karşılaşıyor.

Bu bakımdan futbol, barışın kendisi olmasa da barış içinde rekabetin küçük bir modeli olabilir. Barış, farklılıkların ve çatışmaların tamamen ortadan kalkması anlamına gelmez. Barış, çatışmaların şiddet ve keyfî güç yerine ortak kurallar, karşılıklı tanıma ve bağımsız kurumlar aracılığıyla yönetilmesidir. Futbolda da takımlar birbirlerini yenmek ister. Mücadele sert olabilir. Fakat taraflar karşılaşmanın meşruiyetini sağlayan ortak kuralları önceden kabul eder. Bunun için en az üç şart gerekir: Kurallar herkese eşit uygulanmalı, hakemlik ve disiplin mekanizmaları siyasi baskıdan bağımsız olmalı ve kaybeden taraf, sürecin esas olarak adil olduğuna inanabilmelidir.

Bu tartışmanın akademiyle ilişkisi ilk bakışta uzak görünebilir. Oysa futbol ile akademi, kurumsal meşruiyet bakımından benzer temellere dayanıyor. Akademide de hakemler var. Araştırma projeleri değerlendirilir, makaleler kabul veya reddedilir, akademik kadrolara atamalar yapılır, bilimsel fonlar dağıtılır ve etik kurullar karar verir. Bu kararların meşruiyeti, sonuçların herkesin hoşuna gitmesinden değil, sürecin bağımsız, şeffaf ve önceden belirlenmiş ilkelere uygun olmasından doğar.

Bir makale, yazarının bağlantıları nedeniyle yayımlanıyorsa bilimsel değerlendirme anlamını kaybeder. Bir araştırmacı siyasi iktidarı rahatsız ettiği için üniversiteden uzaklaştırılırsa akademik özgürlükten söz edemeyiz. Bir rektör, bilimsel liyakat yerine siyasal sadakat temelinde atanırsa, o üniversite artık özgür değildir.

Trump’ın FIFA Başkanı’nı araması bu nedenle küçük veya önemsiz bir spor anekdotu ötesinde anlam taşıyor. Bu, siyasal iktidarın bağımsız olması gereken kurumlara ne kadar kolay ulaşabildiğini gösteren sembolik bir olaydır. Daha tehlikelisi, bu tür müdahalelerin toplum tarafından giderek daha normal karşılanmasıdır. “Başkan kendi takımını savundu”, “herkes olsa aynısını yapardı” veya “sonuçta yanlış bir karar düzeltildi” denilebilir.

Bilimsel kurumlar siyasi telefonlarla yönlendirilmeye başladığında bundan yalnızca akademisyenler zarar görmez. Yanlış sağlık politikaları, çevre sorunlarının gizlenmesi, tarihsel gerçeklerin çarpıtılması ve toplumsal sorunların araştırılmasının engellenmesi bütün toplumu etkiler. Aynı şekilde, uluslararası spor kurumlarının siyasi nüfuzun altında olduğu düşüncesi yalnızca futbolcuları değil, ülkeler ve toplumlar arasındaki güveni de zedeler.

Dünya barışını liderlerin iyi niyetine bırakamayız. Barış, güçlü kişilerin dilediklerinde müdahale edemeyeceği güvenilir kurumlara ihtiyaç duyar. Akademik özgürlük de aynı şekilde yöneticilerin hoşgörüsüne değil, hukuka, kurumsal özerkliğe ve uluslararası dayanışmaya dayanmalıdır.

Bir telefon görüşmesi tek başına dünya barışını yıkmaz. Ancak kuralların bir telefonla değiştirilebileceği düşüncesinin normalleşmesi, hem futbolda hem akademide hem de siyasette ortak dünyamızı ayakta tutan güveni aşındırır. Dünya Kupası’nın insanlığa verebileceği en değerli mesaj, en güçlü ülkenin kazanması değil, güçlü veya güçsüz bütün ülkelerin aynı kurallara tâbi olmasıdır.