Ana Sayfa Blog

Yönetim Kurulu Üyemizden Hekimler İçin Araştırma Yöntemleri ve Biyoistatistik Üzerine Ücretsiz Kurs

0

Sağlık hizmetlerinde doğru kararlar alabilmek, klinik uygulamalarda bilimsel yöntemleri kullanmayı gerektirir. Ancak hekimlerin karşılaştığı tıbbi kılavuzlar ve güncel araştırmalar, doğru yorumlanmadığı takdirde yanıltıcı olabilir. Bu nedenle, araştırma yöntemleri ve biyoistatistik bilgisi, güvenilir ve etkili hasta bakımının temeli haline gelmiştir.

Hekimler için bilimsel araştırma tasarımı ve istatistiksel analiz bilgisi, klinik kararlar alırken ve bilimsel verileri değerlendirirken kritik bir rol oynamaktadır. Bu alandaki eksiklikleri gidermek amacıyla, Yönetim Kurulu Üyemiz tarafından düzenlenen online kurs, hekimlere günlük pratiklerinde ve kendi araştırmalarında kullanabilecekleri önemli bilgiler sunmaktadır.

Kursun Detayları:

  • Tarih: 1 Mayıs – 30 Haziran 2025
  • Platform: Moodle
  • Katılım: Ücretsiz
  • Hedef Kitle: Tıp öğrencileri, uzmanlık eğitimi gören hekimler ve pratisyen hekimler
  • Kurs Yapısı: 70 kısa video, quizler, haftalık çevrimiçi oturumlar ve vaka çalışmaları
  • Kurs Dili: Almanca

Bu kursta katılımcılar, bilimsel çalışmaları eleştirel bir gözle değerlendirme ve kendi klinik sorularını bilimsel çalışmalara dönüştürme becerisi kazanacaklar. Her hafta çevrimiçi oturumlarda güncel araştırma sonuçları ve uygulamalı örnekler üzerinde tartışmalar yapılacaktır.

Bu kurs, araştırma yöntemleri ve biyoistatistik konularında bilgi sahibi olmak isteyen hekimler için kaçırılmayacak bir fırsat.

Kayıt için: zekeriya.aktuerk@med.uni-augsburg.de adresine başvuru yapılabilir.

Almanya’da Sağlık Sektöründeki Güncel Gelişmeler: Giderek Daha Fazla İnsan İşveren Yerine Çalışan Olmayı Tercih Ediyor

0

Merkezi Yasal Sağlık Sigortası Enstitüsü (Zentralinstitut für die kassenärztliche Versorgung – Zi), geçen yıl başlattığı “KWEX” araştırmasını sürdürüyor ve muayenehanelerde ve tıp merkezlerinde (MVZ) çalışan hekimler ve psikoterapistler arasında ülke çapında bir anket yapıyor. Anketin amacı, bu profesyonellerin mesleki kariyerleri, mevcut istihdam durumları ve gelecekteki kariyer planları hakkında detaylı bilgi edinmek. Anket 28 Şubat 2025’e kadar devam edecek.

Ayakta tedavi bakımına ilişkin temel rakamlar
* 187.441 doktor ve psikoterapist yasal sağlık sigortası kapsamında.
* Almanya’da 98.985 muayenehane bulunmakta.
* Her yıl muayenehanelerde 575,7 milyon tedavi gerçekleşmekte.
* Bir hasta ile bir hekim arasında yılda 1 milyar görüşme gerçekleşmekte.
* Ortalama olarak aile hekimleri haftada 53 saat çalışmakta.
* Aile hekimlerinin yanında 330.000 sağlık asistanı (MFA) çalışmakta.
* Ayaktan acil hastaların %70’i aile hekimleri tarafından tedavi ediliyor.
* Almanya’da hastaların %83‘ü bir ay içinde uzman hekimlerden randevu alabiliyor.
* Doktorlar ve psikoterapistler, aile hekimi, branş uzmanı veya psikoterapist olarak çalışmaya başlamadan önce genellikle 12 yıllık bir eğitimi tamamlamak zorundadır.
* Bir muayenehane hekimi veya psikoterapist yılda en az 37,5 saatlik sürekli eğitim tamamlamalı.
* Muayenehanede ayaktan tedavi maliyeti hasta başına yıllık ortalama 624 avro iken, yatarak tedavi maliyeti hasta başına 6.796 avrodur.
* Nüfusun %98,3‘ü en yakın aile hekimine 15 dakikadan kısa sürede ulaşabiliyor.
https://www.kbv.de/html/zahlen.php (erişim tarihi 15.02.2025)

Son yıllarda ayaktan tedavide işveren yerine çalışan hekim oranı sürekli artmaktadır. Şu anda muayenehanelerde ve sağlık merkezlerinde çalışan hekimlerin yaklaşık %30’u istihdam edilmeyi tercih ediyor ve bu oran giderek artıyor.

Bu gelişme, belirli sorunları da beraberinde getiriyor:

  1. Çalışma koşulları ve çalışma saati modelleri: Birçok çalışan profesyonel daha iyi bir iş-yaşam dengesi için çabalıyor, bu da yarı zamanlı çalışmanın artmasına yol açıyor. Ancak bu eğilimin mevcut hekim açığını daha da kötüleştirip sağlık hizmetlerinin durumunu etkilemesi ihtimali var.
  2. Ekonomik baskı: Muayenehaneler ve tıp mezlerinde maliyet optimizasyonu genellikle ana odak noktası haline geldi. Özellikle işin içinde kârı maksimize etmeyi hedefleyen finansal yatırımcılar olduğunda, bu durum çalışanlar üzerinde artan bir baskıya yol açmaktadır.
  3. Personel yetersizliği: Hem MVZ’lerde hem de bireysel muayenehanelerde uzman personel istihdamında zorluklar yaşanmaktadır. 2019 yılında MVZ’lerin %30’u özellikle genel cerrahi alanında tıbbi pozisyonların doldurulmasında sorun yaşandığını bildirmişti.
  4. Saldırgan hasta davranışı: Tıbbi personele yönelik saldırıların artması ciddi bir sorun. Anketler, muayenehane ekiplerinin önemli bir kısmının düzenli olarak hastaların saldırgan davranışlarıyla karşılaştığını ve bunun da iş yükünü ve stres seviyelerini artırdığını göstermektedir.

“KWEX” çalışmasının, bu ve diğer zorlukları daha iyi anlamamıza ve hem çalışan profesyonellerin çalışma koşullarını iyileştiren hem de uzun vadede hasta bakımını güvence altına alan çözümler geliştirmemize yardımcı olması beklenmektedir.

Sağ Popülizm ve Otoriterleşme Eğilimleri Yükseliyor – Trump’ın Kararı, Üniversitelerdeki İfade Özgürlüğüne Yeni Bir Tehdit

0

Son yıllarda dünya genelinde sağ popülizmin yükselmesi, insan hakları ve demokraside gerileme gibi olgularla paralel bir şekilde üniversitelerde de belirginleşen bir etki yarattı. Bu durum, akademik özgürlüklerin ve ifade özgürlüğünün tehdit altında olduğu bir ortamı beraberinde getirmiştir. Sağ popülizmin yükselişi, üniversitelerdeki akademik özgürlükleri ve ifade özgürlüğünü tehdit etmektedir. Özellikle, hükümetlerin ve politikacıların üniversitelerdeki eleştirel düşünceyi ve protestoları hedef alması, akademik ortamın bağımsızlığını zedelemektedir.

Bu bağlamda, ABD Başkanı Donald Trump’ın, Filistin’e destek gösterilerine katılan yabancı öğrencilerin sınır dışı edilmesine yönelik imzaladığı başkanlık kararnamesi, üniversitelerdeki ifade özgürlüğünü tehdit eden somut bir örnek teşkil etmektedir. Trump yönetimi, pro-Palestinian gösterilere katılan öğrencilere yönelik, “antisemitizm” suçlamalarıyla vize iptal etmeyi planladığını duyurdu. Bu karar, ABD’deki üniversitelerdeki demokratik tartışmaların ve protestoların kısıtlanmasına yol açabilir.

Sağ popülizmin yükselmesiyle birlikte, ırkçılık ve otoriterleşme eğilimleri de güç kazanmaktadır. Bu durum, üniversitelerdeki çeşitlilik ve kapsayıcılık politikalarını zayıflatmakta, ayrımcılığa karşı duyarlılığı azaltmaktadır. Ayrıca, otoriter yönetimlerin üniversiteleri denetleme ve baskı altına alma çabaları, akademik özgürlüğü tehdit etmektedir.

Bu açıdan Birleşik Krallık’ta, Boris Johnson’ın başbakanlık dönemi sırasında, hükümetin akademik özgürlüğü sınırlama çabaları dikkat çekicidir. Johnson yönetimi, üniversitelerdeki öğrenci protestolarına karşı sert önlemler almış, özellikle Brexit karşıtı seslerin yükselmesiyle birlikte akademisyenlere yönelik baskılar artmıştır. Ayrıca, bazı akademik araştırmaların devletin politikalarıyla uyumsuz olduğu gerekçesiyle finanse edilmesinin engellenmesi gibi olaylar yaşanmıştır. Bu tür müdahaleler, akademik bağımsızlığın zayıflamasına neden olmaktadır.

Polonya’da ise, hükümetin sağ popülist yönelimiyle birlikte akademik özgürlükler ciddi şekilde tehdit altına girmiştir. Ülkenin Eğitim Bakanı, akademik personel için belirli politik görüşlere sahip olmayı ve belirli ideolojilere bağlı kalmayı şart koşmuş, üniversiteler üzerinde baskılar kurarak ideolojik homojenliği teşvik etmiştir. Bu durum, akademisyenlerin özgür düşünce ve araştırma yapma haklarını kısıtlamaktadır.

Macaristan’da ise Viktor Orbán’ın iktidara gelmesiyle birlikte eğitim sistemine yönelik ciddi müdahaleler yaşanmıştır. 2017 yılında, Avrupa’nın en prestijli üniversitelerinden biri olan Orta Avrupa Üniversitesi (CEU), hükümetin baskıları sonucunda Macaristan’dan ayrılmak zorunda kalmıştır. Bu örnek, otoriter yönetimlerin üniversiteleri kontrol altına almak için uyguladığı baskıların en çarpıcı örneklerinden biridir.

Türkiye’de ise, özellikle 2016 yılından sonra, akademik özgürlükler ve üniversitelerdeki bağımsızlık ciddi şekilde tehdit altına girmiştir. 2016’daki darbe girişiminin ardından, hükümetin “terör propagandası” yapmakla suçladığı akademisyenlere yönelik soruşturmalar ve tutuklamalar artmış, 7000 civarında akademisyen kanun hükmünde kararnamelerle kamudan ihraç edilmiştir. En çarpıcı örneklerden biri, 2016 yılında yayınlanan ve barış çağrısı yapan “Bu Suça Ortak Olmayacağız” bildirisini imzalayan 1128 akademisyenin işten çıkarılması ve bazı akademisyenlerin tutuklanmasıdır. Hükümet, üniversitelerdeki eleştirel düşünceyi baskı altına alarak, akademik özgürlüğü kısıtlamaya çalışmıştır. Ayrıca, akademik atamalar ve üniversite rektörlüğü gibi önemli kararlar, hükümetin siyasi çizgisine daha yakın isimlere verilmiştir. Bu müdahaleler, üniversitelerin bağımsız araştırma yapma ve öğrencilere özgür bir eğitim sunma yeteneklerini zayıflatmıştır. Türkiye’deki üniversiteler, kamuya açık tartışmalarda daha az özgürlük ve çok daha fazla hükümet kontrolü altında faaliyet göstermektedir.

Günümüzde küresel ölçekte akademik düşünce ve araştırma serbestliğinin risk altında olduğunu söyleyebiliriz. Halk, sivil toplum kuruluşları ve akademik kuruluşlar bu konuda önlemler alınması için işbirliğine gitmelidir.

Almanya’da Göç Yasası Tartışmaları ve Siyasi Gerginlik

0

Almanya’da Hristiyan Demokrat Birlik (CDU) ve aşırı sağcı Almanya için Alternatif (AfD) partilerinin iş birliğiyle hazırlanan göç yasası tasarısı, Federal Meclis’te az bir oy farkıyla reddedildi. Tasarı, 338 lehte, 349 aleyhte ve 5 çekimser oyla kabul edilmedi.

CDU lideri Friedrich Merz tarafından sunulan ve göçmenlik politikalarını sıkılaştırmayı hedefleyen yasa tasarısı, AfD’nin desteğiyle meclise taşındı. Bu iş birliği, Almanya siyasetinde uzun süredir uygulanan aşırı sağ partilerle iş birliği yapmama ilkesinin ihlali olarak değerlendirildi ve kamuoyunda geniş yankı uyandırdı.

Tasarı, ikincil koruma statüsündeki sığınmacıların aile birleşimi haklarının kısıtlanması ve federal polise sınır dışı edilecek sığınmacılar konusunda daha geniş yetkiler tanınmasını öngörüyordu. Ancak, özellikle Sosyal Demokrat Parti (SPD) ve Yeşiller Partisi’nin sert muhalefetiyle karşılaştı. SPD Meclis Grup Başkanı Rolf Mützenich, Merz’e hitaben, “Bu utanç sonsuza dek sizinle anılacak.” ifadelerini kullandı.

Bu gelişme, Almanya’da göçmenler ve akademi dünyası açısından büyük önem taşıyor. Göç politikalarının sıkılaştırılması, Almanya’da eğitim görmek veya çalışmak isteyen uluslararası öğrenciler ve akademisyenler için engeller oluşturabilir. Ayrıca, mevcut göçmenlerin entegrasyon süreçlerini de olumsuz etkileyebilir.

Öte yandan, CDU’nun AfD ile iş birliği yapması, Almanya’nın siyasi kültüründe önemli bir değişimi işaret ediyor. Bu durum, ülkedeki demokratik değerler ve siyasi partiler arasındaki geleneksel sınırların sorgulanmasına neden oluyor.

Göç yasası tasarısının reddedilmesi, Almanya’da göçmenler ve akademik çevreler için bir rahatlama sağlasa da, CDU ve AfD arasındaki iş birliği, ülkenin siyasi geleceği ve toplumsal dinamikleri üzerinde derin etkiler bırakacak gibi görünüyor.

Türkiye’de Görmezden Gelinen KHK Gerçeği Bir Aileyi Daha Hayattan Kopardı

0

Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile mesleğinden ihraç edilen uzman fizyoterapist Ali Osman Çırak, Bosna Hersek’te ailesiyle buluştuğu sırada geçirdiği trafik kazasında eşi Yasemin Çırak ve iki çocuğuyla birlikte hayatını kaybetti. Bu trajik olay, KHK mağdurlarının yaşadığı zorlukları bir kez daha gözler önüne seriyor.

15 Temmuz darbe girişiminin ardından çıkarılan KHK’lar ile on binlerce kişi kamudaki görevlerinden ihraç edildi. Bu süreçte, birçok kişi hukuki süreçleri tamamlanmadan ve savunma hakları ellerinden alınarak işlerinden oldu. İhraç edilenler, sadece mesleklerinden değil, aynı zamanda sosyal ve ekonomik haklarından da mahrum bırakıldı.

KHK’lıların yaşadığı mağduriyetler arasında intihar vakaları, psikolojik travmalar, boşanmalar ve ekonomik sıkıntılar dikkat çekiyor. Özellikle, “sivil ölüm” olarak tanımlanan bu süreçte, bireyler toplumsal hayattan dışlanma, damgalanma ve ekonomik zorluklarla karşı karşıya kalıyor.

Ne yazık ki, Ali Osman Çırak ve ailesinin yaşadığı trajedi, KHK mağdurlarının karşılaştığı ilk acı olay değil. Daha önce de birçok KHK’lı, yaşadıkları baskı ve zorluklar nedeniyle hayatını kaybetti. Örneğin, kanser tedavisi gören bazı KHK’lılar, ihraç edilmeleri nedeniyle sağlık hizmetlerine erişimde zorluk yaşamış ve bu süreçte hayatlarını kaybetmişlerdir. Türkiye’de hem iktidar hem de muhalefet partileri, KHK’lıların yaşadığı sorunlara yeterince eğilmiyor. Bu durum, KHK’lıların sorunlarının çözümünü daha da zorlaştırıyor. Ali Osman Çırak ve ailesinin yaşadığı bu acı olay, KHK mağdurlarının karşılaştığı zorlukların ve adalet arayışının ne kadar önemli olduğunu bir kez daha hatırlatıyor. Toplum olarak, bu mağduriyetlerin giderilmesi için birlikte hareket etmeli ve adaletin tesisini sağlamalıyız.

Holokost’tan Skolastisid’e: Gazze’deki Akademik Yıkım, Tarihin Tekrarlanmasını mı Gösteriyor?

0

Gazze’de devam eden çatışma, eğitim altyapısının neredeyse tamamen tahrip olmasına yol açarken, akademik camiayı da ciddi şekilde etkilemiş ve derin etik sorular oluşturmuş durumda. Gazze’deki tüm üniversitelerin hasar gördüğü veya yıkıldığı, yaklaşık 88 bin öğrencinin yükseköğrenime erişim imkanından mahrum kaldığı bildiriliyor.

Ayrıca, eğitim tesislerinde meydana gelen ciddi hasarlar nedeniyle yaklaşık 625 bin ilkokul ve ortaokul öğrencisi okula gidemiyor.

Filistin Eğitim Bakanlığı, çatışmaların başlamasından bu yana binlerce öğrenci ve yüzlerce öğretmenin öldürüldüğünü veya yaralandığını bildirdi. Birleşmiş Milletler İnsani İşler Koordinasyon Ofisi (UNOCHA), Gazze’deki okulların yüzde 76’sının tamamen yeniden inşa edilmesi veya kapsamlı bir şekilde yenilenmesi gerektiğini tahmin ediyor.

Bu yıkım, uluslararası alanda kınanmakta. Bilim insanları ve insan hakları örgütleri, eğitim kurumlarına yönelik sistematik saldırıları “skolastisid” olarak adlandırıyor.

Diğer taraftan, Holokost’tan kurtulanlar da dahil olmak üzere Yahudi toplumundan gelen sesler, geçmişte yaşadıkları acılarla Gazze’deki Filistinlilerin şu anki durumu arasındaki benzerlikleri dile getirmekte. 88 yaşındaki Holokost kurtulanı Marione Ingram, II. Dünya Savaşı sırasında yaşadıklarını Gazze’deki çocukların durumuyla karşılaştırarak, “Gazze’deki çocukların şu anda yaşadıklarını ben de yaşadım.” dedi.

Tarihin gölgesinde, Nazilerin Yahudilere yönelik soykırımının dehşeti, insanlık zulmünün acımasız bir kanıtı olarak dururken, Gazze’nin kalbinden dokunaklı bir soru yükseliyor: Holokost’tan kurtulan Dr. Gabor Maté sosyal medyada güçlü bir mesaj paylaştı ve kendi korkunç deneyimleri ile günümüzdeki çocukların içinde bulunduğu durum arasında yürek parçalayıcı bir paralellik kurdu.

Benzer şekilde, Holokost’tan kurtulan 300’den fazla kişi ve onların torunları, Gazze Şeridi’ndeki Filistinlilere yönelik “soykırımı” kınayan açıklamalarda bulundu.

İroni acı, tarihsel paralellikler ise rahatsız edici. Böylesine derin acılar ve adaletsizlikler sonrasında kurulmuş bir milletin, bir başka millete aynı acıları yaşattığı nasıl düşünülebilir? Bu soru, akademisyenlerin kuşatma altında çalıştığı, akademik çalışmalarının hayati önem taşıyan malzemelere, teknolojilere ve uluslararası iş birliğine erişimi kısıtlayan abluka nedeniyle engellendiği Gazze üniversitelerinin koridorlarında yankılanıyor.

Bu gelişmeler kritik etik soruları da gündeme getiriyor: Holokost dehşetini yaşamış bir millet, nasıl olur da başka bir topluluğa benzer acılara yol açacak eylemlerde bulunabilir? Gazze’deki eğitim altyapısının tahrip edilmesi, yalnızca uluslararası insan haklarını ihlal etmekle kalmıyor, aynı zamanda eğitim fırsatları ve umuttan yoksun “kayıp bir nesil” yaratma tehdidi de oluşturuyor.

Buna karşılık uluslararası akademik topluluklar Gazze’deki eğitimcileri ve öğrencileri desteklemek için harekete geçmiş durumda. Filistin’le Akademik Dayanışma gibi örgütler, Gazze’deki öğrenciler için çevrimiçi kurslar düzenliyor. Şimdiye kadar dünya çapında 3.500’den fazla gönüllü profesör tarafından 350’den fazla ders verildi.

Bu durum, tarihin döngüleri ve bunlardan çıkardığımız dersler konusunda temel soruları gündeme getiriyor. Soykırımdan kurtulan Dr. Gabor Maté’nin “Bu kadar acı çekenler başkalarına nasıl acı çektirebilir?” şeklindeki sözleri, geçmişle bugün arasındaki boşluğu kapatmak ve eğitim ve barışın bir arada geliştiği bir gelecek yaratmak için politika ve aksiyon oluşturmada empati ve adalete duyulan ihtiyacı bir kez daha hatırlatıyor. Dünya bu sorular üzerinde kafa yorarken, Gazze’deki akademisyenlerin durumu, uluslararası ilişkiler ve insan haklarına yönelik şefkatli ve kapsamlı bir yaklaşıma duyulan acil ihtiyacı açıkça göstermektedir. Tüm bu çabalara rağmen sorun halen çok büyük. Gazze’de eğitim sektörünün yeniden inşası için acilen ortak bir küresel müdahaleye ihtiyaç var.

Yapay Zeka Aracılığıyla Hasta Eğitimi: Bir Cep Telefonu Uygulamayla Bel Ağrısında Öz Yönetim

0

Teknolojinin sağlıkla giderek daha fazla kesiştiği bir dönemde, yapay zeka (YZ), koruyucu ve tedavi edici tıpta yeni standartlar belirliyor. Dünya genelindeki sağlık hizmeti sağlayıcıları, yapay zekanın potansiyelinden yararlanarak hasta bakımının dinamiklerini değiştiriyor ve hem hastalıkların önlenmesinde hem de tedavi iyileştirmelerinde önemli ilerlemeler sağlıyor.

Yapay zeka destekli teknolojiler, salgınları tahmin eden öngörücü analizlerden kronik hastalık yönetimi için tedavi planlarını özelleştiren algoritmalara kadar sağlık sektörünün çeşitli alanlarına entegre ediliyor. Hasta eğitiminde önemli bir ilerleme kaydederek araştırmacılar, özel bakım ortamlarında bel ve boyun ağrısı çeken hastalara yardımcı olmak için selfBACK adı verilen yapay zeka tabanlı bir uygulama geliştirdiler. Bu yenilikçi yaklaşım, uygulamanın etkinliğini randomize klinik bir çalışmada değerlendirmeyi amaçlayan kapsamlı bir çalışmada ayrıntılı olarak anlatıldı.

selfBACK uygulaması, hastaları kişiselleştirilmiş öz yönetim planlarına yönlendirmek için yapay zeka destekli öneriler ve kullanıcı dostu arayüzlerin benzersiz bir kombinasyonunu sunuyor. Bu planlar, yapay zeka algoritmaları tarafından kullanıcı geri bildirimlerine ve ilerlemeye göre kişiselleştirilebilen fiziksel aktivite önerileri, eğitim mesajları ve ağrıyı hafifleten egzersizler gibi çeşitli bileşenleri içeriyor.

Çalışmanın sonuçları, uygulamanın hastaları güçlendirme ve minimum müdahaleyle hastalıklarını daha etkili bir şekilde yönetmelerini sağlama potansiyelini ortaya koyuyor. Kullanıcı katılımında bazı zorluklar yaşansa da uygulamanın, hasta özerkliğini artırma ve geleneksel sağlık kaynakları üzerindeki yükü azaltma potansiyelini fark eden hastalar ve sağlık profesyonelleri tarafından genel olarak iyi karşılandığı belirtiliyor.

Bu atılım, dijital araçların hasta bakımına entegre edilmesinde ümit verici bir adım olarak görülmektedir. Bu tür uygulamalar kronik ağrıyla yaşayan milyonlarca insan için çözüm oluşturabilir. Daha fazla ayrıntı için JMIR Human Factors, 2024’teki orijinal yayına bakınız.

Vizesiz Avrupa Hayal Ederken Yeşil Pasaportlara da Sorun: Türkiye’den Avrupa Birliği’ne Seyahat Daha da Zorlaşabilir

0

Türkiye’de yeşil pasaport sahiplerinin Avrupa Birliği’ne seyahat etmekte yaşadığı sorunlar, son dönemlerde daha da belirginleşti. Uzun vize işlem süreleri ve yüksek ret oranları, Türk vatandaşlarının Avrupa’ya olan seyahatlerini zorlaştırıyor ve bu durum, ticari ilişkilerden turizme kadar birçok alanı olumsuz yönde etkiliyor.

Avrupa Birliği, belirli kriterleri karşılayan ülkelere vizesiz seyahat imkanı sunarken, Türkiye’nin bu imkandan faydalanamamasının altında yatan nedenler arasında Türkiye’nin son yıllarda izlediği iç ve dış politikalar bulunuyor. Özellikle tek adam rejimi ve baskıcı yönetim uygulamaları, Türkiye’nin uluslararası arenada güvenilirliğini azaltıyor. Bu durum, Türkiye’nin Avrupa Birliği ile olan ilişkilerini de zedeliyor ve vizesiz seyahat imkanlarını olumsuz etkiliyor.

2015 yılında yapılan “Kayseri pazarlığı” gibi girişimlerle Türkiye’nin vizesiz seyahat hakkı kazanacağına dair umutlar yeşerse de, Avrupa Birliği’nin yasal düzenlemeleri yerine getirme şartı nedeniyle bu haklar kullanılamadı. Türkiye’de yaşayan Suriyeli sığınmacılarla ilgili yapılan anlaşmalar ve düzenlemeler, bu durumu daha da karmaşık hale getirdi.

Yeşil pasaportun kapsamının genişletilmesi gibi öneriler gündeme gelmekle birlikte, bu tür çözümler yalnızca geçici rahatlama sağlayabilir. Uzun vadede, Türkiye’nin Avrupa Birliği standartlarına uyum sağlaması ve iç politikalarında reform yapması gerekiyor. Ancak bu sayede Türk vatandaşlarının Avrupa’ya olan seyahatleri kolaylaşacak ve yeşil pasaportun gerçek bir fayda sağlaması mümkün olacaktır. Son olarak, vize sorunları sadece seyahat özgürlüğünü değil, aynı zamanda Türkiye’nin ekonomik ve sosyal gelişimini de etkiliyor. Bu nedenle, hem Türkiye hem de Avrupa Birliği’nin bu sorunlara kalıcı çözümler bulması şarttır. Bu, sadece diplomatik bir zorunluluk değil, aynı zamanda iki tarafın da ekonomik ve sosyal refahı için gereklidir

Philipp Schwartz Girişimi Desteğini Genişletiyor: Kolaylaştırılmış Başvuru Koşullarıyla Risk Altındaki Bilim İnsanlarını Desteklemek İçin 75 Burs

0

Alexander von Humboldt Vakfı’nın Philipp Schwartz Girişimi (PSI), risk altındaki bilim insanlarına önemli destek sağlamaya devam ediyor, akademik özgürlüğü koruma taahhüdünü ilerletiyor ve ülkelerinde çatışma veya zulüm tehdidi altında olanlar için yeni bir başlangıç sunuyor. Girişim, Almanya’nın akademik özgürlüğü korumaya yönelik uzun vadeli taahhüdünü gösterecek şekilde, Alman Federal Dışişleri Bakanlığı tarafından kalıcı olarak finanse ediliyor.

Yakın zamanda, PSI araştırmacılara 75 burs vereceğini duyurdu. Bu yenilik, desteğin arttığını ve daha fazla sığınma arayan bilim insanına yer açmak için başvuru sürecinin basitleştirildiğini gösteriyor. Burslar, savaş, zulüm veya siyasi baskılar nedeniyle kendi ülkelerinde güvenli bir şekilde çalışamayan araştırmacılar için hayati önem taşıyor.

PSI, kurulduğu günden bu yana, Almanya’da akademik çalışmalarına devam etmeleri için gerekli ortamı sağlayarak çok sayıda araştırmacıya yardımcı oldu. Girişim, bilim insanlarının yalnızca finansal ihtiyaçlarını karşılamakla kalmıyor, aynı zamanda onları Alman akademik topluluğuna entegre ederek profesyonel ve kişisel destek de sağlıyor.

PSI tarafından sağlanan bu genişletilmiş destek, akademik ve bilimsel toplulukların küresel olarak risk altındaki akademisyenlere sığınak ve destek sunmada oynadığı önemli rolün altını çiziyor. Bu uygulama akademisyenler arasında uluslararası bir dayanışma ruhunu teşvik etmede önemli bir adım olmanın ötesinde çatışma bölgelerindeki araştırmacıların karşılaştığı devam eden zorlukları da gösteriyor.

Girişim hakkında daha fazla ayrıntı ve başvuru süreciyle ilgili güncellemeler için Alexander von Humboldt Vakfı’nın web sitesini ziyaret edebilirsiniz.

Tartışmaya devam ediyoruz: Geçen haftanın pedagojik zorluklarla ilgili bulgularının ardından üretken yapay zeka (GAI) çağında akademik bütünlüğün geliştirilmesi

0

Bu hafta üretken yapay zekanın (GAI) eğitimde kullanımına ilişkin tartışmaya devam ediyoruz. GAI’yi eğitim ortamlarına entegre etmek için geniş bir çerçeve sağlayan Cornell Üniversitesi’nin yaklaşımından ilham alan odak noktası, bu teknolojileri eğitimcilere yönelik özel yönergelerle akademik müfredata dahil etmeye kayıyor.

Öğrenim çıktılarının genişletilmesi: GAI’nin öğretime entegre edilmesi, öğrenme çıktılarının yeniden değerlendirilmesini gerektirir. Eğiticiler, öğrencileri GAI’nin önemli bir rol oynadığı bir geleceğe hazırlamak için eğitim hedeflerini ayarlamaya teşvik edilmektedir. Bu, öğrencileri yalnızca gelişmekte olan endüstriler için gereken bilgi ve becerilerle donatmak değil, aynı zamanda eleştirel düşünme ve üst düzey öğrenme hedeflerini de vurgulamak anlamına gelir.

Güvenlik ve Etik Konularına Vurgu: GAI teknolojileri ilerledikçe, etik hususların ve güvenlik kaygılarının dikkate alınması çok önemli hale gelir. Öğretim üyelerinin görevi, öğrencileri mevcut GAI teknolojilerinin sınırlılıkları ve potansiyel riskleri hakkında bilgilendirmek, bunların kullanımına yönelik eleştirel bir yaklaşımı teşvik etmek ve GAI tarafından üretilen bilgileri titizlikle doğrulamaktır.

GAI kullanımına ilişkin net yönergeler oluşturma: Eğiticiler, derslerinde ve ödevlerinde GAI kullanımına ilişkin açık ve tutarlı yönergeler oluşturmalıdır. Bu, kabul edilebilir ve kabul edilemez kullanımların tanımlanmasını, öğrencilerin akademik dürüstlüğün sınırlarını anlamalarını sağlamayı ve GAI araçlarını kullanırken doğru atıf yapmanın önemini vurgulamayı içerir.

Eğiticilere öneriler

  • Beklentileri Tanımlayın: Öğretim üyeleri derslerinde GAI kullanımına ilişkin beklentilerini açıkça ifade etmelidir ve yönergeleri belirli görevlere uyarlamalıdır. Bu netlik, öğrencilerin GAI araçlarını ne zaman ve nasıl sorumlu bir şekilde kullanacaklarını anlamalarına yardımcı olacaktır.
  • GAI kullanımını belgeleyin ve ilişkilendirin: GAI’ye izin veriliyorsa, öğrencilerin bu araçları kullanımlarını belgelemeleri ve oluşturulan içeriği doğru şekilde ilişkilendirmeleri kritik öneme sahiptir. Eğiticiler, öğrencilerin GAI sonuçlarını nasıl doğrulamaları gerektiğine ilişkin yönergeler sağlamalıdır.
  • Etik tartışmaları teşvik edin: GAI’leri eğitimde kullanmanın etik sonuçları hakkındaki tartışmaları dahil edin, öğrencilerin bu teknolojilerin daha geniş etkilerini anlamalarına yardımcı olmak için sürekli bir çaba olmalıdır.
  • Ölçme ve değerlendirme için GAI: GAI’nin eğitimi iyileştirme potansiyelinin bilincinde olarak, öğrenme çıktılarını etkili bir şekilde tamamlamak için ölçme ve değerlendirmeye yapılandırılmış bir entegrasyonunu öneriyoruz. Eğiticiler, GAI’nin temel öğrenme süreçlerini değiştirmek yerine desteklediğinden emin olmak için açık yönergeler oluşturmalıdır.

Bu genişletilmiş yönergeler, GAI’nin akademik uygulamalara daha bilinçli, etik ve pratik entegrasyonunu teşvik etmeyi ve öğrencileri yalnızca bu teknolojilerin kullanımına değil, aynı zamanda etkilerinin derinlemesine anlaşılmasına da hazırlamayı amaçlamaktadır. GAI teknolojileri ve bunların eğitim bağlamlarındaki uygulamaları gelişmeye devam ettikçe, bu önerilerin devam eden diyalogu ve uyarlanmasının da gelişmesi beklenmektedir.