Ana Sayfa Blog

Trump’ın Bilime Müdahalesinin Derinleşmesi Avrupa İçin Yeni Bir Beyin Göçü Fırsatı Olabilir mi?

0

ABD’nin Başkanı Donald Trump’ın ikinci döneminde uluslararası bilim insanlarına yönelik sınırlamaları devam ediyor. 2025 yılı itibariyle ABD hükümeti, özellikle yurt dışından fon alan ya da ABD kaynaklı desteklerle çalışan bilim insanlarına yönelik yeni soru formları göndermeye başladı. Bu gelişme, Avrupa’daki araştırmacılar arasında endişe ve güvensizlik yaratıyor. Bazı üniversitelerde çalışan araştırmacılar, Amerikan ortaklarıyla yürüttükleri projeler için “bilimsel güvenlik taraması” olarak adlandırılan bir anket doldurmaya zorlanıyor. Sorular arasında araştırmacının uluslararası iş birlikleri, siyasi geçmişi, fon kaynakları ve hatta yayınladığı bazı çalışmalardaki temalar yer alıyor.

Trump, ilk başkanlık döneminde Çinli bilim insanlarına yönelik baskılarla dikkat çekmişti. Şimdi aynı baskı ve güvensizlik politikası Avrupa Birliği ülkelerine de uygulanmaya başlanmış durumda. Buna karşılık, Avrupa Komisyonu geçtiğimiz ay, ABD’den gelen araştırmacılar için vize kolaylıkları ve Horizon Europe fonlarıyla uyumlu hızlandırılmış ortak proje başvuru mekanizmaları geliştirdiğini açıkladı. Bu sayede Amerika’daki bilim insanları, Avrupa’daki kurumlarda çalışmak ya da geçici araştırma yürütmek istediklerinde daha az bürokrasiye maruz kalacak. AB yetkilileri, bu sürecin hem bilimsel özgürlüğün korunması hem de yetenek çekimi açısından stratejik olduğunu belirtiyor.

Trump yönetiminin bilime yönelik yeni baskıcı politikaları, ABD ile bilimsel işbirliğini zora sokarken, Avrupa için yeni fırsatlar yaratıyor. Özellikle fon bağımsızlığı, yayın özgürlüğü ve araştırma güvenliği gibi ilkeleri öne çıkaran Avrupa üniversiteleri, bu gelişmeleri tersine beyin göçü ile taçlandırabilir. Bu süreç, sadece bilimsel üretimi değil, küresel bilgi akışının yönünü de değiştirebilir.

Suriye’de Alevilere Yönelik Saldırılara Karşı Akademik Dayanışma ve Sessiz Kalmama Çağrısı

0

2025 yılı başından itibaren Suriye’de Alevi topluluklarına yönelik gerçekleşen sistematik saldırılar, uluslararası toplumda ve insan hakları örgütlerinde büyük endişe yaratıyor. BBC, Wikipedia ve İnsan Hakları Tehlikedeki Halklar Derneği (Gesellschaft für bedrohte Völker – GfbV) gibi güvenilir kaynaklarda yer alan haberlere göre, özellikle İdlib ve Lazkiye kırsalındaki Alevi köyleri, radikal grupların koordineli saldırılarının hedefi oldu.

Saldırılarda Artış ve Olası Etnik Temizlik İşaretleri

BBC’nin 15 Şubat 2025 tarihli haberine göre, son aylarda Alevilere ait köylerde kadın, çocuk, yaşlı ayrımı gözetilmeksizin yapılan katliamlar ve zorla göç ettirme olayları yaşanıyor. Saldırılarda yüzlerce sivilin hayatını kaybettiği, çok sayıda kişinin ise kayıp olduğu bildiriliyor.

Wikipedia’daki “2025 Massacres of Syrian Alawites” başlıklı sayfada, saldırıların Heyet Tahrir el-Şam (HTŞ) gibi radikal örgütler tarafından organize edildiği belirtiliyor. Özellikle Kadmus, Safita ve Masyaf çevresindeki köyler yoğun şekilde hedef alındı. Bu saldırılar, sistematik olması, dini kimliğe dayanması ve sivilleri hedef alması nedeniyle “etnik temizlik” ve “soykırım suçu” şüphesi doğuruyor.

Uluslararası Sessizlik ve Akademik Sorumluluk

GfbV (Tehlikedeki Halklar Derneği), 26 Şubat 2025 tarihli açıklamasında, uluslararası toplumun sessizliğini ve yetersiz tepkisini eleştirerek, Alevilere yönelik saldırıların soykırım suçu kapsamında derhal araştırılması çağrısında bulundu. Kuruluş, özellikle akademik çevrelerin, insan hakları örgütlerinin ve hükümetlerin bu sürece kayıtsız kalmaması gerektiğini vurguladı.

Akademik Dayanışmanın Önemi

Alevilere yönelik bu saldırılar, sadece bir mezhepsel çatışma değil, uluslararası insan hakları ve soykırım hukuku açısından derin bir krizdir. Akademik topluluklar olarak mezhep, etnisite veya inanca dayalı şiddeti kınamak ve mağdurların sesi olmak etik bir sorumluluktur.

Sessizlik Suça Ortak Olmaktır

BBC’nin 28 Şubat 2025 tarihli bir diğer haberinde, uluslararası kurumların yetersiz tepkilerinin radikal grupları cesaretlendirdiği vurgulanıyor. Tarih bize gösteriyor ki, geçmişte benzer saldırılara sessiz kalmak, daha büyük felaketlere yol açmıştır.

Bu nedenle, Suriye’de Alevilere yönelik saldırılara karşı akademik ve toplumsal dayanışma çağrısını güçlendirmek, yalnızca insani değil, ahlaki bir görevdir.

Akademisyenler ve Sivil Toplum İçin Avrupa Birliği Erasmus+, Horizon ve Diğer Fon Programları Fırsatları

0

Avrupa Birliği, eğitim, araştırma, yenilik, kültür, insan hakları ve sağlık gibi farklı alanlarda çalışan akademisyenler, araştırmacılar, öğretmenler, STK temsilcileri ve öğrenciler için uluslararası iş birlikleri ve finansman imkanları sağlamaktadır. Bu hafta bu tür programlardan örnekler sunmak istiyoruz.

1. Erasmus+ Programı: Eğitim, Gençlik ve Spor Alanında Destek

Erasmus+, Avrupa Birliği’nin eğitim, gençlik ve spor alanlarındaki amiral gemisi programıdır. 2021-2027 dönemini kapsayan yeni Erasmus+ programı, şu alanlarda proje fonları sağlar:

  • Yükseköğretim projeleri: Akademik iş birlikleri, öğrenci ve personel hareketliliği, ortak çalışma programları.
  • Okul eğitimi ve mesleki eğitim: Öğretmen ve öğrenci değişimleri, yenilikçi eğitim yaklaşımları.
  • Gençlik ve Spor projeleri: Gençlerin aktif katılımını, dayanışmayı ve kapsayıcılığı destekleyen faaliyetler.

Detaylı bilgi ve başvuru için: https://erasmus-plus.ec.europa.eu

2. Horizon Europe: Araştırma ve Yenilikte Avrupa’nın Geleceği

Horizon Europe, Avrupa Birliği’nin bilim, teknoloji ve yenilik alanındaki en büyük fon programıdır. 2021-2027 döneminde toplam yaklaşık 95,5 milyar Avro bütçeyle destek vermektedir. Program, şu başlıca alanlarda projeleri destekler:

  • Sağlık, Dijitalleşme, Enerji, Çevre gibi toplumsal konular.
  • Araştırma ve Yenilik Ortaklıkları: Üniversiteler, şirketler, STK’lar arası iş birlikleri.
  • Marie Skłodowska-Curie bursları: Araştırmacı hareketliliği ve kariyer gelişimi.

Detaylı bilgi ve başvuru için: https://ec.europa.eu/programmes/horizon2020
Güncel çağrılar: https://ec.europa.eu/info/funding-tenders/opportunities/portal

3. Creative Europe: Kültür ve Yaratıcı Endüstriler için Destek

Creative Europe, kültür, sanat ve medya alanında çalışan kurumlara yönelik Avrupa Komisyonu’nun sağladığı önemli bir destek programıdır. Kültürel çeşitlilik, sanatsal ifade ve medya özgürlüğünü güçlendirmeyi hedefler.

4. CERV (Citizens, Equality, Rights and Values) Programı: Demokrasi ve İnsan Hakları için Fonlar

CERV, temel haklar, demokrasi, toplumsal cinsiyet eşitliği, ayrımcılıkla mücadele ve vatandaşlık bilincini artırma alanlarında çalışan STK’lara ve kamu kurumlarına fon sağlar.

5. EU4Health: Sağlık Alanında Yenilikçi Projeler

EU4Health, Avrupa genelinde sağlık sistemlerini güçlendirmek, hastalıklarla mücadele etmek ve sağlığı geliştirmek için projelere destek sağlar. Pandemi sonrası daha güçlü ve dirençli sağlık sistemleri için fırsatlar sunar.

Neden Başvuralım?

  • Uluslararası iş birlikleri kurma fırsatı.
  • Akademik ve mesleki gelişim.
  • Yenilikçi projelerle toplumsal katkı.
  • Gençler ve öğretmenler için yeni deneyimler.

Nasıl Başvurulur?

  • Proje fikriniz varsa, uygun hibe çağrılarını takip edin.
  • Yurt içi ve yurt dışı ortaklarla iş birliği yapın.
  • Başvuru süreçlerinde rehberlik sunan ülke ulusal ajansları ve ofisleriyle iletişime geçin (Erasmus+ Ulusal Ajansı: https://www.ua.gov.tr).

Önemli Not: Proje başvurusunda bulunmak isteyen akademisyenler, STK’lar ve diğer kurumlar için yerel seminerler ve bilgilendirme toplantıları sık sık düzenlenmektedir. Bu toplantılara katılarak, başvuru süreçleriyle ilgili bilgi edinebilirsiniz.

Avrupa fonları, toplumların daha kapsayıcı, yenilikçi ve adil hale gelmesine katkı sağlayacak projeler için eşsiz fırsatlar sunuyor. Geleceğe yön vermek isteyen herkesi bu programlardan yararlanmaya davet ediyoruz!

8 Mart Vesilesiyle Akademide Kadınlar ve Eşitlik Mücadelesi

0

Dünya Kadınlar Günü, her yıl 8 Mart’ta kutlanan ve kadın hakları, toplumsal cinsiyet eşitliği ve kadınların toplumsal yaşamda oynadığı kritik rolü vurgulayan önemli bir gün. 1857 yılında New York’ta tekstil işçisi kadınların daha iyi çalışma koşulları ve eşit üret talebiyle başlattıkları grevin anısına ortaya çıkan bu gün, zamanla küresel bir eşitlik ve adalet hareketine dönüştü.

Ancak, kadın haklarını diğer insan haklarından ve hayvan haklarından ayrı düşünmek mümkün değildir. Kadınlara haksızlık yapılan bir toplumda, diğer toplumsal gruplara ve doğaya yönelik haksızlıkların da yaygın olduğu görülmektedir. Akademik dünya da dahil olmak üzere, kadınların eşit haklara erişimi konusunda hala ciddi sorunlar bulunuyor. Akademik kariyer yolunda cinsiyet eşitsizlikleri devam ediyor ve kadın akademisyenler, erkek meslektaşlarına kıyasla daha fazla engelle karşılaşıyor.

Akademide Kadınlar: Cam Tavan ve Eşitsizlikler

Dünyanın çeşitli ülkelerinde kadın akademisyenlerin oranı artsa da, akademik düzeyde yöneticilik pozisyonlarına ya da profesörlüğe ulaşma oranları hala düşük. Avrupa ve ABD verilerine göre, akademideki kadınların oranı doktora aşamasında %45-50 civarındayken, profesörlük seviyesinde bu oran %20-25’e kadar düşüyor. Bu durum, “cam tavan” olarak adlandırılan ve kadınların yüksek makamlara erişmesini engelleyen yapısal bariyerlerin varlığını ortaya koyuyor.

Akademide kadınlar, erkeklere oranla daha az fon desteği alıyor, yayın yapma ve akademik terfi olanakları konusunda ayrımcılığa maruz kalabiliyor. Aynı zamanda, akademik alanda annelik ve kariyer dengesini sağlamak zorlaşıyor ve özellikle erken kariyer dönemindeki kadın akademisyenler için bu durum büyük bir engel oluşturuyor.

Kadın Akademisyenler ve Akademik Özgürlük

Kadın akademisyenler sadece kariyerlerinde cinsiyet ayrımcılığı ile değil, aynı zamanda akademik özgürlüklerin kısıtlanmasıyla da karşı karşıya kalıyor. Otoriter rejimlerde ve akademik özgürlüklerin baskı altında olduğu ülkelerde, kadın akademisyenler eleştirisel düşüncelerini ifade ettiklerinde daha fazla baskıya maruz kalabiliyor. Bunun yanı sıra, akademik çalışmalarında toplumsal cinsiyet ve kadın hakları gibi konuları ele alan akademisyenler, sansüre veya yönetsel baskıya uğrayabiliyor.

Eşitlik ve Kapsayıcılık İçin Atılması Gereken Adımlar

Akademide cinsiyet eşitliğinin sağlanması için hem kurumsal hem de toplumsal düzeyde önemli adımlar atılması gerekiyor:

  • Fırsat Ersat Eşitliği Politikaları: Akademik kurumlar, kadın akademisyenleri destekleyici fon programları, mentorluk sistemleri ve esnek çalışma koşulları sunmalıdır.
  • Cinsiyet Temelli Ayrımcılığın Önlenmesi: Atama ve terfi süreçlerinde şeffaflığı artıran politikalar uygulanmalı, kadın akademisyenlerin yönetim kadrolarında daha fazla temsil edilmesi teşvik edilmelidir.
  • Akademik Özgürlüğün Desteklenmesi: Kadın akademisyenlerin eleştirisel düşüncelerini serbestçe ifade edebilmeleri için akademik kurumların ve uluslararası kuruluşların dayanışma mekanizmalarını güçlendirmesi gerekmektedir.

8 Mart, sadece bir kutlama günü değil, aynı zamanda akademik dünya da dahil olmak üzere, her alanda insan haklarını ve toplumsal adaleti savunmanın gerekliliğini hatırlatan bir gün olmalıdır. Kadınların haklarını savunmak, insan haklarının bütününü savunmaktır. Daha eşit, adil ve kapsayıcı bir akademik dünya için ortak çabaya ihtiyaç var!

Türkiye Özgürlüklerin En Keskin Şekilde Gerilediği İlk 10 Ülke Arasında

0

Freedom House tarafından yayınlanan “Dünyada Özgürlük 2025” raporuna göre, Türkiye son on yılda özgürlüklerde en büyük düşüşü yaşayan ilk 10 ülke arasında yer aldı. Bu süreçte otoriterliğin en çok arttığı diğer ülkeler arasında Nikaragua, Tunus, El Salvador ve Tanzanya da bulunuyor.

Freedom House, özgürlükleri siyasi haklar ve sivil özgürlükler olarak iki ana başlık altında değerlendiriyor. Raporda, Türkiye’nin her iki alanda da büyük gerileme kaydettiği belirtilirken, özellikle yargı bağımsızlığı, basın özgürlüğü, ifade özgürlüğü ve siyasi çoğulculuk konularında ciddi sorunlar yaşandığına dikkat çekildi. Türkiye, 2018 yılından bu yana “özgür olmayan ülke” kategorisinde yer alıyor.

Akademik Özgürlükler ve Bilimsel Bağımsızlık Tehdit Altında

Raporda ayrıca akademik özgürlüklerin gerilemesine de özel vurgu yapıldı. Türkiye’de üniversitelerin özerkliğinin sistematik şekilde kısıtlandığı, rektör atamalarının akademik liyakat yerine siyasi sadakate dayandığı ve eleştirisel düşüncenin akademide baskı altına alındığı belirtildi. 2016’dan bu yana binlerce akademisyenin ihraç edilmesi ve bazı üniversitelerin kapatılması, ülkede akademik özgürlüğü ciddi şekilde zedeledi. Bu durum, bilimsel bağımsızlığı ve akademik yenilikleri baltalayarak, uzun vadede Türkiye’nin bilimsel ve ekonomik kalkınmasını olumsuz etkileyebilir.

Seçim Manipülasyonu ve Demokratik Gerileme

Rapora göre, seçim manipülasyonu giderek artan bir endişe kaynağı. Türkiye’de geçmiş seçimlerde devlet kaynaklarının iktidar lehine kullanıldığı, muhalefet adaylarının yargı yoluyla diskalifiye edildiği ve medya kontrolü aracılığıyla kamuoyunun manipüle edildiği belirtiliyor. Bu durum, demokratik mekanizmaların etkinliğini azaltarak, muhalefetin ve sivil toplumun hareket alanını daraltıyor.

Küresel Bağlamda Türkiye

Freedom House’un verilerine göre, Türkiye dünya genelinde son on yılda en büyük demokratik gerilemeyi yaşayan sekizinci ülke oldu. Özgürlüklerin daha hızlı gerilediği diğer ülkeler arasında Nikaragua, Tunus, El Salvador, Tanzanya, Nijer, Hong Kong ve Sırbistan yer alıyor. Raporda, dünyada özgürlüklerin üst üste 19. kez gerilediği vurgulanarak, yalnızca 2024 yılında 60 ülkede siyasi haklar ve sivil özgürlüklerde azalma kaydedildiği belirtildi. Freedom House raporu, Türkiye’deki mevcut siyasi ve akademik baskı ortamının sürekliliğini koruması halinde, hem demokrasi hem de bilimsel gelişim açısından kalıcı zararlar ortaya çıkabileceğini gösteriyor. Akademik özgürlüklerin korunması ve demokratik değerlerin yeniden inşa edilmesi, Türkiye’nin gelecekteki kalkınması için hayati önem taşıyor.

İspanya’nın Göç Politikası Ekonomiyi Canlandırıyor: Almanya ve Diğer Ülkeler İçin Dersler

0

İspanya, son yıllarda benimsediği açık göç politikaları sayesinde ekonomik büyümede dikkat çekici bir ivme yakaladı. 2024 yılında ülkenin Gayri Safi Yurt İçi Hasılası (GSYİH) %3,2 oranında artış gösterdi ve bu büyümenin önemli bir kısmı göçmen iş gücünün katkısıyla sağlandı. Özellikle Latin Amerika ve Afrika’dan gelen göçmenler, yaratılan 468.000 yeni istihdamın yaklaşık 409.000’ini doldurarak iş gücü piyasasında önemli bir rol oynadı. Bu durum, işsizlik oranının 2008’den bu yana en düşük seviyeye inmesine katkıda bulundu.

İspanya’nın bu yaklaşımı, yaşlanan nüfus ve düşük doğum oranlarıyla mücadele eden diğer Avrupa ülkeleri için önemli dersler içeriyor. Göçmenlerin ekonomiye entegrasyonu, sadece iş gücü açığını kapatmakla kalmıyor, aynı zamanda sosyal güvenlik sistemlerinin sürdürülebilirliğine de katkı sağlıyor. İspanya örneği, iyi yönetilen göç politikalarının ekonomik büyümeyi destekleyebileceğini gösteriyor.

Buna karşın, Almanya gibi bazı gelişmiş ülkelerde göçmen karşıtı politikaların ve söylemlerin yükselişte olduğu gözlemleniyor. Almanya’da aşırı sağcı Almanya için Alternatif (AfD) partisinin desteği artarken, bu durum göçmenlerin ülkeye entegrasyonunu zorlaştırıyor ve iş gücü piyasasında olumsuz etkilere yol açıyor. Uzmanlar, bu tür politikaların uzun vadede ekonomik büyümeyi olumsuz etkileyebileceği ve iş gücü açığını derinleştirebileceği konusunda uyarıyor.

İspanya’nın göçmenlere yönelik kapsayıcı ve açık politikaları, ekonomik büyüme ve istihdam artışında önemli bir rol oynarken, göçmen karşıtı politikaların benimsenmesi, uzun vadede ekonomik durgunluk ve iş gücü sıkıntısına yol açabilir. Bu nedenle, Almanya başta olmak üzere diğer gelişmiş ülkelerin, göç politikalarını yeniden değerlendirerek daha kapsayıcı ve entegrasyonu destekleyici yaklaşımlar benimsemeleri, hem ekonomik hem de toplumsal faydalar sağlayacaktır.

Yönetim Kurulu Üyemizden Hekimler İçin Araştırma Yöntemleri ve Biyoistatistik Üzerine Ücretsiz Kurs

0

Sağlık hizmetlerinde doğru kararlar alabilmek, klinik uygulamalarda bilimsel yöntemleri kullanmayı gerektirir. Ancak hekimlerin karşılaştığı tıbbi kılavuzlar ve güncel araştırmalar, doğru yorumlanmadığı takdirde yanıltıcı olabilir. Bu nedenle, araştırma yöntemleri ve biyoistatistik bilgisi, güvenilir ve etkili hasta bakımının temeli haline gelmiştir.

Hekimler için bilimsel araştırma tasarımı ve istatistiksel analiz bilgisi, klinik kararlar alırken ve bilimsel verileri değerlendirirken kritik bir rol oynamaktadır. Bu alandaki eksiklikleri gidermek amacıyla, Yönetim Kurulu Üyemiz tarafından düzenlenen online kurs, hekimlere günlük pratiklerinde ve kendi araştırmalarında kullanabilecekleri önemli bilgiler sunmaktadır.

Kursun Detayları:

  • Tarih: 1 Mayıs – 30 Haziran 2025
  • Platform: Moodle
  • Katılım: Ücretsiz
  • Hedef Kitle: Tıp öğrencileri, uzmanlık eğitimi gören hekimler ve pratisyen hekimler
  • Kurs Yapısı: 70 kısa video, quizler, haftalık çevrimiçi oturumlar ve vaka çalışmaları
  • Kurs Dili: Almanca

Bu kursta katılımcılar, bilimsel çalışmaları eleştirel bir gözle değerlendirme ve kendi klinik sorularını bilimsel çalışmalara dönüştürme becerisi kazanacaklar. Her hafta çevrimiçi oturumlarda güncel araştırma sonuçları ve uygulamalı örnekler üzerinde tartışmalar yapılacaktır.

Bu kurs, araştırma yöntemleri ve biyoistatistik konularında bilgi sahibi olmak isteyen hekimler için kaçırılmayacak bir fırsat.

Kayıt için: zekeriya.aktuerk@med.uni-augsburg.de adresine başvuru yapılabilir.

Almanya’da Sağlık Sektöründeki Güncel Gelişmeler: Giderek Daha Fazla İnsan İşveren Yerine Çalışan Olmayı Tercih Ediyor

0

Merkezi Yasal Sağlık Sigortası Enstitüsü (Zentralinstitut für die kassenärztliche Versorgung – Zi), geçen yıl başlattığı “KWEX” araştırmasını sürdürüyor ve muayenehanelerde ve tıp merkezlerinde (MVZ) çalışan hekimler ve psikoterapistler arasında ülke çapında bir anket yapıyor. Anketin amacı, bu profesyonellerin mesleki kariyerleri, mevcut istihdam durumları ve gelecekteki kariyer planları hakkında detaylı bilgi edinmek. Anket 28 Şubat 2025’e kadar devam edecek.

Ayakta tedavi bakımına ilişkin temel rakamlar
* 187.441 doktor ve psikoterapist yasal sağlık sigortası kapsamında.
* Almanya’da 98.985 muayenehane bulunmakta.
* Her yıl muayenehanelerde 575,7 milyon tedavi gerçekleşmekte.
* Bir hasta ile bir hekim arasında yılda 1 milyar görüşme gerçekleşmekte.
* Ortalama olarak aile hekimleri haftada 53 saat çalışmakta.
* Aile hekimlerinin yanında 330.000 sağlık asistanı (MFA) çalışmakta.
* Ayaktan acil hastaların %70’i aile hekimleri tarafından tedavi ediliyor.
* Almanya’da hastaların %83‘ü bir ay içinde uzman hekimlerden randevu alabiliyor.
* Doktorlar ve psikoterapistler, aile hekimi, branş uzmanı veya psikoterapist olarak çalışmaya başlamadan önce genellikle 12 yıllık bir eğitimi tamamlamak zorundadır.
* Bir muayenehane hekimi veya psikoterapist yılda en az 37,5 saatlik sürekli eğitim tamamlamalı.
* Muayenehanede ayaktan tedavi maliyeti hasta başına yıllık ortalama 624 avro iken, yatarak tedavi maliyeti hasta başına 6.796 avrodur.
* Nüfusun %98,3‘ü en yakın aile hekimine 15 dakikadan kısa sürede ulaşabiliyor.
https://www.kbv.de/html/zahlen.php (erişim tarihi 15.02.2025)

Son yıllarda ayaktan tedavide işveren yerine çalışan hekim oranı sürekli artmaktadır. Şu anda muayenehanelerde ve sağlık merkezlerinde çalışan hekimlerin yaklaşık %30’u istihdam edilmeyi tercih ediyor ve bu oran giderek artıyor.

Bu gelişme, belirli sorunları da beraberinde getiriyor:

  1. Çalışma koşulları ve çalışma saati modelleri: Birçok çalışan profesyonel daha iyi bir iş-yaşam dengesi için çabalıyor, bu da yarı zamanlı çalışmanın artmasına yol açıyor. Ancak bu eğilimin mevcut hekim açığını daha da kötüleştirip sağlık hizmetlerinin durumunu etkilemesi ihtimali var.
  2. Ekonomik baskı: Muayenehaneler ve tıp mezlerinde maliyet optimizasyonu genellikle ana odak noktası haline geldi. Özellikle işin içinde kârı maksimize etmeyi hedefleyen finansal yatırımcılar olduğunda, bu durum çalışanlar üzerinde artan bir baskıya yol açmaktadır.
  3. Personel yetersizliği: Hem MVZ’lerde hem de bireysel muayenehanelerde uzman personel istihdamında zorluklar yaşanmaktadır. 2019 yılında MVZ’lerin %30’u özellikle genel cerrahi alanında tıbbi pozisyonların doldurulmasında sorun yaşandığını bildirmişti.
  4. Saldırgan hasta davranışı: Tıbbi personele yönelik saldırıların artması ciddi bir sorun. Anketler, muayenehane ekiplerinin önemli bir kısmının düzenli olarak hastaların saldırgan davranışlarıyla karşılaştığını ve bunun da iş yükünü ve stres seviyelerini artırdığını göstermektedir.

“KWEX” çalışmasının, bu ve diğer zorlukları daha iyi anlamamıza ve hem çalışan profesyonellerin çalışma koşullarını iyileştiren hem de uzun vadede hasta bakımını güvence altına alan çözümler geliştirmemize yardımcı olması beklenmektedir.

Sağ Popülizm ve Otoriterleşme Eğilimleri Yükseliyor – Trump’ın Kararı, Üniversitelerdeki İfade Özgürlüğüne Yeni Bir Tehdit

0

Son yıllarda dünya genelinde sağ popülizmin yükselmesi, insan hakları ve demokraside gerileme gibi olgularla paralel bir şekilde üniversitelerde de belirginleşen bir etki yarattı. Bu durum, akademik özgürlüklerin ve ifade özgürlüğünün tehdit altında olduğu bir ortamı beraberinde getirmiştir. Sağ popülizmin yükselişi, üniversitelerdeki akademik özgürlükleri ve ifade özgürlüğünü tehdit etmektedir. Özellikle, hükümetlerin ve politikacıların üniversitelerdeki eleştirel düşünceyi ve protestoları hedef alması, akademik ortamın bağımsızlığını zedelemektedir.

Bu bağlamda, ABD Başkanı Donald Trump’ın, Filistin’e destek gösterilerine katılan yabancı öğrencilerin sınır dışı edilmesine yönelik imzaladığı başkanlık kararnamesi, üniversitelerdeki ifade özgürlüğünü tehdit eden somut bir örnek teşkil etmektedir. Trump yönetimi, pro-Palestinian gösterilere katılan öğrencilere yönelik, “antisemitizm” suçlamalarıyla vize iptal etmeyi planladığını duyurdu. Bu karar, ABD’deki üniversitelerdeki demokratik tartışmaların ve protestoların kısıtlanmasına yol açabilir.

Sağ popülizmin yükselmesiyle birlikte, ırkçılık ve otoriterleşme eğilimleri de güç kazanmaktadır. Bu durum, üniversitelerdeki çeşitlilik ve kapsayıcılık politikalarını zayıflatmakta, ayrımcılığa karşı duyarlılığı azaltmaktadır. Ayrıca, otoriter yönetimlerin üniversiteleri denetleme ve baskı altına alma çabaları, akademik özgürlüğü tehdit etmektedir.

Bu açıdan Birleşik Krallık’ta, Boris Johnson’ın başbakanlık dönemi sırasında, hükümetin akademik özgürlüğü sınırlama çabaları dikkat çekicidir. Johnson yönetimi, üniversitelerdeki öğrenci protestolarına karşı sert önlemler almış, özellikle Brexit karşıtı seslerin yükselmesiyle birlikte akademisyenlere yönelik baskılar artmıştır. Ayrıca, bazı akademik araştırmaların devletin politikalarıyla uyumsuz olduğu gerekçesiyle finanse edilmesinin engellenmesi gibi olaylar yaşanmıştır. Bu tür müdahaleler, akademik bağımsızlığın zayıflamasına neden olmaktadır.

Polonya’da ise, hükümetin sağ popülist yönelimiyle birlikte akademik özgürlükler ciddi şekilde tehdit altına girmiştir. Ülkenin Eğitim Bakanı, akademik personel için belirli politik görüşlere sahip olmayı ve belirli ideolojilere bağlı kalmayı şart koşmuş, üniversiteler üzerinde baskılar kurarak ideolojik homojenliği teşvik etmiştir. Bu durum, akademisyenlerin özgür düşünce ve araştırma yapma haklarını kısıtlamaktadır.

Macaristan’da ise Viktor Orbán’ın iktidara gelmesiyle birlikte eğitim sistemine yönelik ciddi müdahaleler yaşanmıştır. 2017 yılında, Avrupa’nın en prestijli üniversitelerinden biri olan Orta Avrupa Üniversitesi (CEU), hükümetin baskıları sonucunda Macaristan’dan ayrılmak zorunda kalmıştır. Bu örnek, otoriter yönetimlerin üniversiteleri kontrol altına almak için uyguladığı baskıların en çarpıcı örneklerinden biridir.

Türkiye’de ise, özellikle 2016 yılından sonra, akademik özgürlükler ve üniversitelerdeki bağımsızlık ciddi şekilde tehdit altına girmiştir. 2016’daki darbe girişiminin ardından, hükümetin “terör propagandası” yapmakla suçladığı akademisyenlere yönelik soruşturmalar ve tutuklamalar artmış, 7000 civarında akademisyen kanun hükmünde kararnamelerle kamudan ihraç edilmiştir. En çarpıcı örneklerden biri, 2016 yılında yayınlanan ve barış çağrısı yapan “Bu Suça Ortak Olmayacağız” bildirisini imzalayan 1128 akademisyenin işten çıkarılması ve bazı akademisyenlerin tutuklanmasıdır. Hükümet, üniversitelerdeki eleştirel düşünceyi baskı altına alarak, akademik özgürlüğü kısıtlamaya çalışmıştır. Ayrıca, akademik atamalar ve üniversite rektörlüğü gibi önemli kararlar, hükümetin siyasi çizgisine daha yakın isimlere verilmiştir. Bu müdahaleler, üniversitelerin bağımsız araştırma yapma ve öğrencilere özgür bir eğitim sunma yeteneklerini zayıflatmıştır. Türkiye’deki üniversiteler, kamuya açık tartışmalarda daha az özgürlük ve çok daha fazla hükümet kontrolü altında faaliyet göstermektedir.

Günümüzde küresel ölçekte akademik düşünce ve araştırma serbestliğinin risk altında olduğunu söyleyebiliriz. Halk, sivil toplum kuruluşları ve akademik kuruluşlar bu konuda önlemler alınması için işbirliğine gitmelidir.

Almanya’da Göç Yasası Tartışmaları ve Siyasi Gerginlik

0

Almanya’da Hristiyan Demokrat Birlik (CDU) ve aşırı sağcı Almanya için Alternatif (AfD) partilerinin iş birliğiyle hazırlanan göç yasası tasarısı, Federal Meclis’te az bir oy farkıyla reddedildi. Tasarı, 338 lehte, 349 aleyhte ve 5 çekimser oyla kabul edilmedi.

CDU lideri Friedrich Merz tarafından sunulan ve göçmenlik politikalarını sıkılaştırmayı hedefleyen yasa tasarısı, AfD’nin desteğiyle meclise taşındı. Bu iş birliği, Almanya siyasetinde uzun süredir uygulanan aşırı sağ partilerle iş birliği yapmama ilkesinin ihlali olarak değerlendirildi ve kamuoyunda geniş yankı uyandırdı.

Tasarı, ikincil koruma statüsündeki sığınmacıların aile birleşimi haklarının kısıtlanması ve federal polise sınır dışı edilecek sığınmacılar konusunda daha geniş yetkiler tanınmasını öngörüyordu. Ancak, özellikle Sosyal Demokrat Parti (SPD) ve Yeşiller Partisi’nin sert muhalefetiyle karşılaştı. SPD Meclis Grup Başkanı Rolf Mützenich, Merz’e hitaben, “Bu utanç sonsuza dek sizinle anılacak.” ifadelerini kullandı.

Bu gelişme, Almanya’da göçmenler ve akademi dünyası açısından büyük önem taşıyor. Göç politikalarının sıkılaştırılması, Almanya’da eğitim görmek veya çalışmak isteyen uluslararası öğrenciler ve akademisyenler için engeller oluşturabilir. Ayrıca, mevcut göçmenlerin entegrasyon süreçlerini de olumsuz etkileyebilir.

Öte yandan, CDU’nun AfD ile iş birliği yapması, Almanya’nın siyasi kültüründe önemli bir değişimi işaret ediyor. Bu durum, ülkedeki demokratik değerler ve siyasi partiler arasındaki geleneksel sınırların sorgulanmasına neden oluyor.

Göç yasası tasarısının reddedilmesi, Almanya’da göçmenler ve akademik çevreler için bir rahatlama sağlasa da, CDU ve AfD arasındaki iş birliği, ülkenin siyasi geleceği ve toplumsal dinamikleri üzerinde derin etkiler bırakacak gibi görünüyor.