Ana Sayfa Tüm Kategoriler-tr Güncel Batı Medeniyetini Aynaya Bakamaz Hale Getiriyorlar

Batı Medeniyetini Aynaya Bakamaz Hale Getiriyorlar

0
Batı Medeniyetini Aynaya Bakamaz Hale Getiriyorlar

Jeffrey Epstein dosyaları, tek başına bir sapığın karanlık biyografisi değildir. Onlar, Batı elitlerinin hangi çürüme ikliminde yaşadığını gösteren bir pencere işlevi görüyor. Bu dosyalar bize henüz bütün ilişkileri, bütün aracılık zincirlerini, bütün örtbas mekanizmalarını tam olarak açmış değil. Ama şunu zaten biliyoruz: Dünyaya hukuk, şeffaflık ve insan hakları dersi veren düzen, kendi merkezindeki güç ağlarını denetlemekte son derece isteksiz. Epstein olayı, bu bakımdan bir istisna değil, bir semptom (https://www.justice.gov/opa/pr/department-justice-publishes-35-million-responsive-pages-compliance-epstein-files).

Aynı semptomu dış politikada çok daha yıkıcı bir ölçekte görüyoruz. Gazze’de on binlerce insan ölürken, uluslararası hukuk dili büyük ölçüde seçici kullanılıyor. Batı Şeria’da yerleşimci şiddeti tırmanırken, Gazze’de ateşkes sonrasında dahi ölümler sürerken, “kurallara dayalı düzen” söylemi bir ilke değil, jeopolitik ayrıcalık aracına dönüşmüş durumda. Uluslararası kurumlar konuştu, mahkemeler kararlar verdi, raporlar yayımlandı… Ancak siyasi iradeler, özellikle de Batı başkentlerinde, bu normları herkes için eşit uygulama cesareti gösteremiyor.

https://www.icj-cij.org/case/192/provisional-measures

https://www.ochaopt.org/content/humanitarian-situation-report-10-april-2026

https://www.reuters.com/world/middle-east/unicef-says-israeli-fire-kills-two-gaza-water-truck-drivers-2026-04-18

https://www.reuters.com/world/middle-east/average-47-women-girls-killed-daily-during-gaza-war-un-says-2026-04-17

https://www.icc-cpi.int/news/situation-state-palestine-icc-pre-trial-chamber-i-rejects-state-israels-challenges

Mücahit Bilici’nin son yazısı bu dönüşümü sert bir metaforla anlatıyor: Eski imparatorluk batarken, yeni bir tekno-askeri rejim doğuyor (https://serbestiyet.com/featured/eski-imparatorluk-yeni-imparatorluk-235011/). Bu teşhis abartılı bulunabilir; fakat işaret ettiği yön bütünüyle ciddiye alınmalıdır. Çünkü bugün Batı’nın krizi sadece ikiyüzlülük krizi değildir. Daha derin olan, artık ikiyüzlülüğü bile gerekli görmeyen bir siyasal rahatlıktır. Bruno Maçães’in dikkat çektiği gibi, sorun yalnızca çifte standart değil; bazen standartların artık açıkça askıya alınmasıdır. POMEPS’te yayımlanan analizlerin gösterdiği üzere, liberal uluslararası düzende ikiyüzlülük bir sapma değil, çoğu zaman düzenin işleyiş biçimidir. Gazze ise bunu görünmez olmaktan çıkardı (https://time.com/6553708/gaza-end-of-western-hypocrisy-essay/).

Bu yüzden bugün yaşadığımız şey yalnızca İsrail-Filistin meselesi değildir. Mesele, Batı medeniyetinin kendisini hangi ahlaki dille meşrulaştırdığı ve o dilin artık niçin inandırıcılığını kaybettiğidir. Pankaj Mishra’nın etrafında yürüyen tartışmalar (https://www.bostonreview.net/articles/gaza-and-the-end-of-history/) ve Omar El Akkad’ın yazdıkları (https://www.theguardian.com/world/2025/feb/24/omar-el-akkad-gaza-west-interview), Gazze’nin milyonlarca insan için Batı liberalizminin maskesini düşüren tarihsel bir kırılma olduğunu söylüyor. İnsanlar artık yalnızca “Batı yine tutarsız davrandı” demiyor; daha sert bir sonuca varıyor: Belki de sorun tutarsızlık değil, bizzat sistemin kendisidir.

ABD kamuoyundaki değişim de bunu doğruluyor. Nisan 2026’da Pew verilerine göre Amerikalıların %60’ı İsrail’e olumsuz bakıyor; Netanyahu’ya güvenmeyenlerin oranı da yaklaşık aynı düzeyde (https://www.pewresearch.org/short-reads/2026/04/07/negative-views-of-israel-netanyahu-continue-to-rise-among-americans-especially-young-people/). Guardian’ın aktardığı gibi, Washington’daki geleneksel mutabakat sarsılıyor; hatta İsrail’e silah desteğine karşı senatoda rekor düzeyde itiraz oluşuyor (https://www.theguardian.com/us-news/2026/apr/17/slump-in-voters-support-for-israel-shakes-us-consensus-over-military-aid). Yani toplum ile iktidar aygıtı arasındaki mesafe büyüyor. Devletlerin yaptığı her şey artık toplumların rızasına dayanıyor gibi görünmüyor. Bu da bize yeni bir soruyu dayatıyor: Batı elitleri, kendi halklarının ahlaki sezgilerinden de mi kopuyor?

Bu çerçevede Epstein dosyaları yeniden anlam kazanıyor. Çünkü mesele, ille de her şeyin tek merkezden yönetilen gizli bir örgüt tarafından planlandığını kanıtlamak değil. Mesele, güç, para, istihbarat, siyaset, medya ve şantajın birbirine değdiği bir ekosistemin varlığıdır. Böyle bir ekosistemde bazı kişiler düşer, bazı dosyalar açılır, bazı skandallar görünür olur; ama yapının mantığı kolay kolay değişmez. İçeride cinsel suç ağlarını, dışarıda ise savaş suçlarını ve toplu cezalandırmayı mümkün kılan şey, aynı seçkin dokunulmazlığı kültürüdür.

Asıl kırılma şurada yaşanıyor: Batı, uzun süre dünyaya sunduğu evrensel değerler anlatısının üzerinde duruyordu. Şimdi ise o anlatıyı korumak yerine, ondan vazgeçmeyi göze alan bir güç pratiği sergiliyor. Bu yüzden bugün Batı’ya yönelen tepki sadece İsrail politikalarına tepki değildir; daha geniş bir medeniyet iddiasının içinin boşalmasına verilen tepkidir. Eğer bu gidişat sürerse, Batı’nın en büyük kaybı askerî ya da ekonomik olmayacak. En büyük kayıp, kendisini meşru gösterecek ahlaki dili kaybetmesi olacaktır.

Epstein dosyaları bu çürümenin mahrem yüzü; Gazze, Lübnan ve İran hattı ise kamusal yüzü. Biri yatak odalarında, malikânelerde ve kapalı çevrelerde yaşanan karanlığı gösteriyor; diğeri ise ekranların önünde, dünyanın gözü önünde işlenen cezasızlığı. İkisini birbirine bağlayan şey, komplo fantezileri değil; güç sahiplerinin hukuku kendileri için askıya alabilme ayrıcalığıdır. Batı dünyasıyla ilgili algılarımızın bir değerler birikimi değil de sadece bir illüzyon olduğunun ortaya çıkması, Batı medeniyetini aynaya bakamaz hale getirebilir.